وَيَسْتَجِيبُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَيَزِيدُهُم مِّن فَضْلِهِۦ ۚ وَٱلْكَٰفِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ
Ve yestecîbü'llezîne âmenû ve amilü's-sâlihâti ve yezîduhum min fadlih; ve'l-kâfirûne lehum azâbün şedîd
"İman edip iyi işler yapanların çağrısına karşılık verir ve onlara lütfundan fazlasını verir. Kâfirlere gelince, onlar için çetin bir azap vardır."
Kök Fecr'de işlendi (câbû's-sahra bi'l-vâd — "vadide kayaları oydular"). Oradaki kayıt: kökün somut anlamı yarmak, delip geçmektir.
Ve icâbe (cevap verme) anlamı buradan türemiştir ve geçiş öğreticidir: cevap, sorunun ya da çağrının açtığı boşluğu doldurmak, aradaki mesafeyi delip geçmektir. Yani "cevap" kelimesi Arapçada bir ulaşma fiilidir.
| Ayet | Kelime | Kim cevap veriyor | Kime |
|---|---|---|---|
| 16 | üstücîbe lehû | (meçhul) | Çağrıya |
| 26 | yestecîbü'llezîne âmenû | Allah | İman edenlere |
| 38 | estecâbû li-rabbihim | İman edenler | Rablerine |
| 47 | istecîbû li-rabbiküm | Emir — muhataba | Rablerine |
Dizim şu düzeni kuruyor: önce çağrının kabul edildiği bildiriliyor (16), sonra Allah'ın cevap verdiği (26), sonra kulların cevap verdiği (38), en sonda cevap vermek emrediliyor (47).
| Okuma | Nasıl | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Ellezîne mef'ûl (nesne) — fiil geçişli | "Allah iman edenlere karşılık verir" |
| 2 | Ellezîne fâil (özne) | "İman edenler O'na cevap verir" |
Birinci okuma yaygın olanıdır ve cümlenin devamıyla uyumludur: ve yezîduhum min fadlih — "onlara artırır"; buradaki fâil açıkça Allah'tır. Yani ikinci cümlenin fâili birinci cümlenin de fâili olmalıdır.
Yirminci ve yirmi üçüncü ayetlerdeki nezid burada üçüncü kez geliyor — ve bu kez fadl kelimesiyle birlikte.
Yirmi ikinci ayette el-fadlü'l-kebîr geçmişti; kök ف-ض-ل: fazlalık, artan. Yani cümlede iki artırma kelimesi üst üste: yezîduhum + min fadlihî.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: "fazlasından fazla verir". Aynı fikir iki kelimeyle pekiştirilmiş.