وَهُوَ ٱلَّذِى يَقْبَلُ ٱلتَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِۦ وَيَعْفُوا۟ عَنِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ
Bu, gramercilerin üzerinde durduğu bir ayrıntıdır. Min "-den" (kaynak), an ise "-den, üzerinden, adına" bildirir ve bir uzaklaşma ya da üstünden alma anlamı taşır.
| İzah | Ne der |
|---|---|
| 1 | An burada min yerinedir; iki harf birbirinin yerine kullanılabilir |
| 2 | An "üzerinden" anlamındadır: tövbe kulun üzerinden alınıyor, yani yükü kaldırılıyor |
| 3 | An "lehine, adına" anlamındadır: kabul kulun yararına gerçekleşiyor |
Tercih dayatmıyorum. İkinci ve üçüncü izahlar, kelimenin taşıdığı yön fikrine dayanır ve bir dil nüktesi olarak kaydedilmeye değerdir.
Tevbe — kök ت-و-ب: dönmek. Ve kelimenin hem kul hem Allah için kullanılması dikkat çekicidir: kul tâbe ilâ'llâh (Allah'a döndü), Allah tâbe ale'l-abd (kula döndü). Aynı fiil, iki yönlü.
ع-ف-و kökü Mücâdele'de işlendi. Oradaki kayıt şuydu: kökün somut anlamı silmek, izini yok etmektir; rüzgârın kum üzerindeki ayak izlerini silmesi gibi. Ve ğufrân ile farkı: örtülen şey oradadır ama görünmez; silinen şey artık yoktur.
| Ayet | Cümle | Kim affediyor | Neyi |
|---|---|---|---|
| 25 | ve ya'fû ani's-seyyiât | Allah | Kötülükleri |
| 30 | ve ya'fû an kesîr | Allah | Kazanılanların çoğunu |
| 34 | ve ya'fu an kesîr | Allah | Kazanılanların çoğunu |
| 40 | fe-men afâ ve asleh | İnsan | Kendisine yapılanı |
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu dağılımdır: sûre insana affı emretmeden önce, affı üç kez ilâhî fiil olarak gösteriyor. Kırkıncı ayetteki "affeden"in karşılığının Allah'a bırakılması (fe-ecruhû ala'llâh), bu sıralamayla uyumludur — insan, zaten yapılmakta olan bir işi yapmış oluyor.
Bu bir iltifattır ve etkisi kaydedilmeye değer: cümle genel bir bilgi olarak başlıyor, muhataba dönerek bitiyor. Yani "kullarından tövbeyi kabul eder" cümlesi, "yaptıklarınızı bilir" ile doğrudan okuyucunun üzerine geliyor.