Tafsir LabUsulGitHubEnglish

Şûrâ 25. ayet

Kur'an · 42. sûre: Şûrâ · 25. ayet

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

42/25

وَهُوَ ٱلَّذِى يَقْبَلُ ٱلتَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِۦ وَيَعْفُوا۟ عَنِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ

Ve hüve'llezî yakbelü't-tevbete an ibâdihî ve ya'fû ani's-seyyiâti ve ya'lemü mâ tef'alûn

"Kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri silen ve yaptıklarınızı bilen O'dur."

يَقْبَلُ ٱلتَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ — bir harf nüktesi

Cümlede min değil, an kullanılmış: yakbelü't-tevbete an ibâdih.

Bu, gramercilerin üzerinde durduğu bir ayrıntıdır. Min "-den" (kaynak), an ise "-den, üzerinden, adına" bildirir ve bir uzaklaşma ya da üstünden alma anlamı taşır.

Nakledilen izahlar:

İzahNe der
1An burada min yerinedir; iki harf birbirinin yerine kullanılabilir
2An "üzerinden" anlamındadır: tövbe kulun üzerinden alınıyor, yani yükü kaldırılıyor
3An "lehine, adına" anlamındadır: kabul kulun yararına gerçekleşiyor

Tercih dayatmıyorum. İkinci ve üçüncü izahlar, kelimenin taşıdığı yön fikrine dayanır ve bir dil nüktesi olarak kaydedilmeye değerdir.

Tevbe — kök ت-و-ب: dönmek. Ve kelimenin hem kul hem Allah için kullanılması dikkat çekicidir: kul tâbe ilâ'llâh (Allah'a döndü), Allah tâbe ale'l-abd (kula döndü). Aynı fiil, iki yönlü.

وَيَعْفُوا۟ عَنِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ — sûredeki dört af

ع-ف-و kökü Mücâdele'de işlendi. Oradaki kayıt şuydu: kökün somut anlamı silmek, izini yok etmektir; rüzgârın kum üzerindeki ayak izlerini silmesi gibi. Ve ğufrân ile farkı: örtülen şey oradadır ama görünmez; silinen şey artık yoktur.

Ve şimdi kökün bu sûredeki dağılımına bakalım — bu, sûrenin en önemli örgülerinden biridir:

AyetCümleKim affediyorNeyi
25ve ya'fû ani's-seyyiâtAllahKötülükleri
30ve ya'fû an kesîrAllahKazanılanların çoğunu
34ve ya'fu an kesîrAllahKazanılanların çoğunu
40fe-men afâ ve aslehİnsanKendisine yapılanı

Dört geçişin üçü Allah'ın, biri insanın. Ve dördü de aynı kökün aynı bâbından.

Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu dağılımdır: sûre insana affı emretmeden önce, affı üç kez ilâhî fiil olarak gösteriyor. Kırkıncı ayetteki "affeden"in karşılığının Allah'a bırakılması (fe-ecruhû ala'llâh), bu sıralamayla uyumludur — insan, zaten yapılmakta olan bir işi yapmış oluyor.

Bu bir çıkarımdır; nakil değildir.

وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ — ve hitabın değişmesi

Cümlenin ilk iki parçası üçüncü şahısla (ibâdih), sonuncusu ikinci çoğulla (tef'alûn) geliyor.

Bu bir iltifattır ve etkisi kaydedilmeye değer: cümle genel bir bilgi olarak başlıyor, muhataba dönerek bitiyor. Yani "kullarından tövbeyi kabul eder" cümlesi, "yaptıklarınızı bilir" ile doğrudan okuyucunun üzerine geliyor.


Şûrâ sûresinin tamamı