وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ فَٱخْتُلِفَ فِيهِ · مَّنْ عَمِلَ صَٰلِحًا فَلِنَفْسِهِۦ وَمَنْ أَسَآءَ فَعَلَيْهَا وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّٰمٍ لِّلْعَبِيدِ
"Andolsun, Mûsâ'ya kitabı verdik de onda ayrılığa düşüldü… Kim sâlih amel işlerse kendi lehine, kim kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir."
Bu, dizinde birkaç yerde işlenen bir hattır: Bakara 2/213 ve 2/253, Câsiye 45/17. Hepsinde aynı şey söyleniyor: ihtilaf, kitap geldikten sonra çıkıyor. Oralara dayanıyorum.
Ayetin buradaki işlevi ise tesellidir: ve levlâ kelimetün sebekat min rabbike le-kudiye beynehüm — bir söz geçmemiş olsaydı aralarında hüküm verilirdi. Yani gecikme, ilgisizlik değil.
| İzah | Gerekçe |
|---|---|
| 1 | Mübalağa, çokluğu olumsuzluyor: kul sayısının çokluğuna göre |
| 2 | Kalıp burada mübalağa bildirmiyor; hiçbir zulüm anlamındadır |
İki izahı da aktarıyorum, tercih dayatmıyorum. Her iki okumada da cümlenin hükmü aynı yere çıkar: karşılık, kişinin kendi ameline bağlanmıştır — bir önceki cümle bunu zaten iki yönlü söylemişti.