أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يُجَٰدِلُونَ فِىٓ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ أَنَّىٰ يُصْرَفُونَ · إِذِ ٱلْأَغْلَٰلُ فِىٓ أَعْنَٰقِهِمْ وَٱلسَّلَٰسِلُ يُسْحَبُونَ · فِى ٱلْحَمِيمِ ثُمَّ فِى ٱلنَّارِ يُسْجَرُونَ
"Allah'ın âyetleri hakkında tartışanları görmedin mi? Nasıl da döndürülüyorlar! Boyunlarında halkalar ve zincirlerle sürüklendiklerinde: kaynar suya, sonra ateşe sokulduklarında…"
Ve bu geçişte fiil değişiyor: ennâ yusrafûn — "nasıl döndürülüyorlar?" Kök ص-ر-ف: çevirmek, yön değiştirtmek. Fiil meçhul: çeviren adlandırılmıyor.
ٱلْأَغْلَٰل — ğullun çoğulu: boyna geçirilen halka. Kök Hâkka'de (fe-ğullûh) işlendi; oraya dayanıyorum.
يُسْجَرُون — kök س-ج-ر: ocağı doldurup tutuşturmak; fırını yakmak. Dilciler kelimenin "denizin kaynatılması" (el-bahru'l-mescûr) kullanımını da kaydeder — Tûr 52/6'da bu geçti.
م-ر-ح kökü dilcilerce "sevincin ölçüyü aşması, kurumlanma" olarak tarif edilir; kelime yürüyüşteki çalım için de kullanılır.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu kayıttır: sevinmek kendiliğinden kınanmıyor — haksız yere sevinmek kınanıyor. İkinci fiil ise kayıtsız geliyor, çünkü merah kelimesi zaten ölçü aşımını içinde taşıyor.
ٱدْخُلُوٓا۟ أَبْوَٰبَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَا فَبِئْسَ مَثْوَى ٱلْمُتَكَبِّرِينَ — ve blok, sûrenin teşhis kelimesiyle kapanıyor: el-mütekebbirîn. Elli altıncı ayette tartışmanın altında kibr bulunduğu söylenmişti; burada aynı kök, kapanış sıfatı oluyor.