وَقَالَ رَبُّكُمُ ٱدْعُونِىٓ أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِى سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ
"Rabbiniz şöyle dedi: 'Bana dua edin, size karşılık vereyim. Bana kulluk etmeye büyüklenenler, boyunları bükük olarak cehenneme gireceklerdir.'"
Cümlenin iki yarısı arasındaki geçiş kaydedilmelidir: birinci yarıda duadan söz ediliyor, ikinci yarıda aynı şey ibadet diye anılıyor.
Ve büyüklenmenin nesnesi kaydedilmeye değer: yestekbirûne an ibâdetî — kulluktan büyüklenmek. Sûrenin 56. ayetinde tartışmanın altında bulunan şey kibr diye adlandırılmıştı; burada aynı kök, dua etmemenin sebebi olarak geçiyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre, istemeyi bir zaaf değil, büyüklenmemenin işareti olarak konumlandırıyor. İstemek, ihtiyacı kabul etmektir.
دَاخِرِين — kök د-خ-ر: küçülmek, boyun bükmek, zelil olmak. Kelime, kibrin tam karşıtıdır ve aynı cümlede ona karşılık olarak konmuştur.
Bakara 2/186'da (fe-innî karîb ücîbü da'vete'd-dâ'i izâ deân) aynı mesele işlendi ve orada "de ki" kalıbının bulunmayışı kaydedilmişti. Buradaki fark: orada cevabın yakınlığı, burada duanın emredilmesi.