وَقَالَ رَجُلٌ مُّؤْمِنٌ مِّنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ إِيمَٰنَهُۥٓ أَتَقْتُلُونَ رَجُلًا أَن يَقُولَ رَبِّىَ ٱللَّهُ وَقَدْ جَآءَكُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ مِن رَّبِّكُمْ وَإِن يَكُ كَٰذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُۥ وَإِن يَكُ صَادِقًا يُصِبْكُم بَعْضُ ٱلَّذِى يَعِدُكُمْ
Ve kāle racülün mü'minün min âli Fir'avne yektümü îmânehû e-taktülûne racülen en yekūle rabbiyallâhü ve kad câeküm bi'l-beyyinâti min rabbiküm ve in yekü kâziben fe-aleyhi kezibüh ve in yekü sâdikan yusıbküm ba'du'llezî yeidüküm
"Fir'avn ailesinden, imanını gizleyen bir adam dedi ki: 'Rabbim Allah'tır dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Üstelik size Rabbinizden apaçık deliller getirmişken. Eğer yalancıysa, yalanı kendi aleyhinedir; doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelir.'"
Adı verilmiyor. Sıfatları veriliyor: mü'min, Fir'avn ailesinden, ve yektümü îmânehû — imanını gizleyen.
ك-ت-م kökü — dizinde ilk kez burada çözümleniyor. Anlamı: bir şeyi içinde tutup dışarı vermemek, saklamak. Dilciler kökün "kapalı kapta tutmak" resmini kaydeder.
Üç sıfatın birlikte durması kaydedilmeye değer: adam hem karşı tarafın içinden, hem inanmış, hem de bunu gizliyor. Ve tam bu konumdan konuşuyor.
Adamın kurduğu argüman, Kur'an'daki en açık mantık örneklerinden biridir ve iki ihtimali de kapsıyor:
| İhtimal | Sonuç |
|---|---|
| Yalancıysa | Fe-aleyhi kezibüh — zararı kendine |
| Doğru söylüyorsa | Yusıbküm ba'du'llezî yeidüküm — tehdidin bir kısmı size dokunur |
Argümanın gücü, hangi ihtimalin doğru olduğunu tartışmamasındadır. Adam, Mûsâ'nın haklı olduğunu iddia etmiyor — iki ihtimalde de öldürmenin gereksiz olduğunu gösteriyor.
Ve ikinci şıktaki kelime kaydedilmeye değer: ba'du — "bir kısmı". Tehdidin tamamı değil, bir kısmı. Bunu kendi okumam olarak veriyorum: ifade, karşı tarafı sıkıştırmamak için kasten hafifletilmiş görünüyor. Argüman en düşük iddiayla kuruluyor: "bir kısmı gelse bile" yeter.
Bu, Ahkāf 46/4'te işlenen delil talebinin biçimiyle aynı yerden gelir: orada da istenen şey bir kitap kalıntısı kadar aza indirilmişti. Karşı tarafa en geniş payı bırakıp yine de sonuca varmak.
Ve adamın konuşması burada bitmiyor: 29-35 ve 38-44. ayetlerde sürüyor. Sûrede en uzun kesintisiz konuşma, adı bile verilmeyen bu kişiye ait.