وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُونِىٓ أَقْتُلْ مُوسَىٰ وَلْيَدْعُ رَبَّهُۥٓ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُبَدِّلَ دِينَكُمْ أَوْ أَن يُظْهِرَ فِى ٱلْأَرْضِ ٱلْفَسَادَ
"Fir'avn dedi ki: 'Bırakın beni, Mûsâ'yı öldüreyim; o da Rabbini çağırsın! Çünkü ben, onun dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum.'"
Cümlenin kuruluşu tuhaftır ve dilciler bunun üzerinde durur: ülkenin en güçlü adamı, birilerinden izin ister gibi konuşuyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve iki okumayı da aktarıyorum: ya çevresinde onu engelleyen bir görüş vardır, ya da bu bir gösteriştir — kararlılığını çevresine göstermek için kurulmuş bir cümle.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı kelimelerin kendisidir: öldürme kararı, bir güç iddiasıyla değil, bir koruma gerekçesiyle sunuluyor. Ve gerekçedeki kelime fesâd — yani karşı tarafın işleyeceği söylenen suç, tam olarak burada işlenmekte olan şeyin adıdır. Sûre bunu yorumlamıyor; cümleyi olduğu gibi aktarıp bırakıyor.