حمٓ · تَنزِيلُ ٱلْكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ · غَافِرِ ٱلذَّنۢبِ وَقَابِلِ ٱلتَّوْبِ شَدِيدِ ٱلْعِقَابِ ذِى ٱلطَّوْلِ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ إِلَيْهِ ٱلْمَصِيرُ
Hâ-mîm · Tenzîlü'l-kitâbi minallâhi'l-azîzi'l-alîm · Ğâfiri'z-zenbi ve kābili't-tevbi şedîdi'l-ıkābi zi't-tavl · Lâ ilâhe illâ hû · İleyhi'l-masîr
"Hâ-mîm. Bu kitabın indirilişi, üstün ve bilen Allah'tandır: günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, cezası çetin, lütuf sahibi. O'ndan başka ilâh yoktur; dönüş O'nadır."
| Sıra | Sıfat | Ne bildiriyor |
|---|---|---|
| 1 | Ğâfiri'z-zenb | Bağışlama |
| 2 | Kābili't-tevb | Dönüşü kabul |
| 3 | Şedîdi'l-ıkāb | Cezanın çetinliği |
| 4 | Zi't-tavl | Lütuf, imkân genişliği |
| 5 | Lâ ilâhe illâ hû | Birlik |
Üçüncü sıfat, iki rahmet sıfatının ardından ve bir lütuf sıfatının önünde duruyor — yani ortada. Bu, doğrulanabilir bir yerleşimdir.
Kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre, tartışmayı konu edecek bir sûredir ve daha ilk ayetlerinde iki tarafı da açık bırakıyor. Ne yalnız bağışlama ne yalnız ceza anılıyor; ikisi tek nefeste veriliyor ve sonuncusu genişlik bildiren bir sıfat oluyor.
غَافِر ve قَابِل — her ikisi de ism-i fâildir, yani fiil değil vasıf bildiriyor. Bir kerelik iş değil, süreklilik.
ٱلتَّوْب — tevbenin masdar biçimi. Kök ت-و-ب: dönmek, geri gelmek. Kabul edilen şey pişmanlık duygusu değil, dönüş olarak adlandırılıyor.
Kelimenin bu terkipteki karşılığı üzerinde dilciler durur: tavl, imkân genişliği, güç yetirme, elde bulunan fazlalık demektir. Dilciler bunu "eli uzun olmak" resmiyle açıklar — Türkçedeki "eli geniş" deyimine yakın.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: sıfat, verilen şeyi değil verme imkânının genişliğini bildiriyor. Ve "cezası çetin" sıfatının hemen ardına konmuş.