أينما تكونوا يدرككم الموت ولو كنتم في بروج مشيدة وإن تصبهم حسنة يقولوا هذه من عند الله وإن تصبهم سيئة يقولوا هذه من عندك قل كل من عند الله … · ما أصابك من حسنة فمن الله وما أصابك من سيئة فمن نفسك وأرسلناك للناس رسولا وكفى بالله شهيدا
Eynemâ tekûnû yüdrikkümü'l-mevtü ve lev küntüm fî bürûcin müşeyyede, ve in tusibhüm hasenetün yekūlû hâzihî min indillâh, ve in tusibhüm seyyietün yekūlû hâzihî min indik, kul küllün min indillâh, fe-mâ li-hâülâi'l-kavmi lâ yekâdûne yefkahûne hadîsâ · Mâ esâbeke min hasenetin fe-minallâh, ve mâ esâbeke min seyyietin fe-min nefsik, ve erselnâke li'n-nâsi rasûlâ, ve kefâ billâhi şehîdâ
"Nerede olursanız olun, ölüm size yetişir — sağlam kaleler içinde olsanız bile. Onlara bir iyilik isabet ederse 'bu Allah'tandır' derler; bir kötülük isabet ederse 'bu sendendir' derler. De ki: hepsi Allah'tandır. Bu topluluğa ne oluyor ki neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar? — Sana isabet eden her iyilik Allah'tandır; sana isabet eden her kötülük ise kendindendir. Seni insanlara elçi olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter."
Bu iki ayet arasında görünürde bir gerilim vardır ve gerilim gizlenmemelidir. Ama bu bölümde iki şey yapılmıyor:
Bir. Kelâmî polemiğe girilmiyor. Bu iki ayet, klasik kelâm tarihinde kader ve fiillerin yaratılması tartışmasında kullanılmıştır. Bu tefsir, o tartışmada taraf tutmaz ve tarafların birbirine yönelttiği itirazları aktarmaz. İşlenen şey, ayetlerin lafzından çıkan izahlardır.
| Ayet | Cümle | Ne söylüyor |
|---|---|---|
| 78 | Kul küllün min indillâh | Hepsi Allah'tandır |
| 79 | Ve mâ esâbeke min seyyietin fe-min nefsik | Kötülük kendindendir |
Ve gerilimi çözmeden önce, yetmiş sekizinci ayetin kime ne dediği kurulmalıdır, çünkü çoğu zaman atlanan yer burasıdır.
| Durum | Söylenen |
|---|---|
| İn tusibhüm hasene | Hâzihî min indillâh — bu Allah'tandır |
| İn tusibhüm seyyie | Hâzihî min indik — bu sendendir |
Yani yetmiş sekizinci ayetteki küllün min indillâh cevabı, genel bir sebep-sonuç kanunu koymak için değil, belirli bir isnadı reddetmek için geliyor: başa gelen kötülüğü bir kişiye yükleme sözünü.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı cümlenin kul (de ki) ile başlamasıdır: cümle bir cevaptır ve cevabın muhatabı, aktarılan sözü söyleyenlerdir.
| 4/78 | 4/79 | |
|---|---|---|
| Fiil | Tusibhüm — üçüncü çoğul | Esâbeke — ikinci tekil |
| Kimden söz ediliyor | Anlatılan topluluk | Doğrudan muhatap |
| Cümlenin sonu | Lâ yekâdûne yefkahûne hadîsâ | Ve erselnâke li'n-nâsi rasûlâ |
İki ayet aynı kelimeleri (hasene, seyyie) kullanıyor ama zamirleri farklıdır. Bu, sayılabilir bir olgudur.
Ve yetmiş dokuzuncu ayetin ikinci yarısı ayrıca kaydedilmelidir, çünkü çoğu zaman düşürülür: ve erselnâke li'n-nâsi rasûlâ — "seni insanlara elçi gönderdik."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetin devamıdır: cümlenin bulunduğu yer, bir kötülüğün kaynağını tartışan bir bağlam değil, elçinin konumunu bildiren bir bağlamdır. Yetmiş sekizinci ayette "bu sendendir" denmişti; yetmiş dokuzuncu ayet o isnadı kaldırıyor ve elçinin ne olduğunu söylüyor.
İki ayetin nasıl bağdaştırılacağı üzerinde klasik tefsirlerde farklı yönelimler nakledilir. Tabloya koyuyorum; tercih dayatmıyorum ve hiçbiri bağlayıcı değildir.
| Yönelim | Nasıl bağdaştırıyor | Dayanağı |
|---|---|---|
| A | İki ayet iki ayrı yönden konuşuyor: 78 yaratma ve takdir bakımından ("her şey Allah'tandır"), 79 nispet ve kazanma bakımından ("kötülük kişinin kendi fiiline nispet edilir"). Bu izah klasik tefsirlerde en yaygın olarak nakledilendir | İki ayetin kelime kalıplarının farkı: 78 min indillâh (kaynak), 79 min nefsik (nispet) |
| B | Kelimeler iki ayette aynı şeyi karşılamıyor: 78'deki hasene/seyyie bolluk ve sıkıntı (nimet ve musibet), 79'daki ise iyi ve kötü davranıştır | Tusibhüm fiilinin dıştan gelen için kullanılması; 79'un muhatabının tekil olması |
| C | 79, 78'deki isnadın kaldırılmasıdır: cümle bir kanun koymuyor, "bu sendendir" sözünü reddediyor ve sorumluluğu söyleyene geri veriyor | Ayetin devamının ve erselnâke li'n-nâsi rasûlâ ile gelmesi |
| D | 78 genel, 79 özeldir: 78 bütün olup bitenin nihaî kaynağını, 79 insanın kendi payına düşeni bildirir; ikisi farklı katmanlardır | Küllün (hepsi) kelimesinin genelliği; 79'daki ke zamirinin tekilliği |
Ve şimdi bu bahsin en önemli kaydı geliyor. Kur'an aynı alanda bir başka ayet daha kurar ve orada bir sınır konur.
وَمَآ أَصَٰبَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُوا۟ عَن كَثِيرٍ "Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizin kazandığı yüzündendir. Ve O çoğunu affeder." (Şûrâ 42/30)
Şûrâ 42/30'da bu ayet ayrıntılı işlendi ve orada konan engel buraya aynen taşınmalıdır. Oradaki kayıtlar:
"Ayetten şu genelleme çıkarılamaz: 'her musibet bir günahın karşılığıdır; öyleyse başına bir şey gelen kişi günahı sebebiyle o durumdadır.'… Birincisi: ayetin kendisi bir oran koyuyor. Ve ya'fû an kesîr cümlesi, gelen ile kazanılan arasında birebir bir karşılık bulunmadığını söylüyor."
"Dördüncüsü: hitabın kime olduğu. Ayet esâbeküm der — ikinci çoğul. Yani muhatap belirli bir topluluktur ve cümle onlara söylenmektedir. Bir kişinin başka bir kişi hakkında hüküm kurması için kullanılabilecek bir yapı değildir."
"Ayet, kişinin kendi hâlini muhasebe etmesi için bir kapı açıyor. Ama bu kapı tek yönlüdür… Aynı soruyu başkası hakkında sormak ise ayetin lafzından çıkmaz."
Bu engel Nisâ 4/79 için de geçerlidir ve dayanağı ayetin kendi zamiridir: esâbeke — ikinci tekildir.
Yani cümle, muhatabın kendisine söylenmiştir. Bir insanın, başka birinin başına gelen için "bu onun kendindendir" demesi, bu ayetin lafzından çıkmaz.
Bunu ayrıca ve açıkça kaydediyorum, çünkü STYLE'ın okuru azarlamama ve toptan hüküm kurmama kuralları burada işlemektedir.
Yüdrikküm — kök د-ر-ك: yetişmek, ulaşmak, kavuşmak. İdrâk — bir şeye erişmek; ve buradan kavramak. Fiilin somut anlamı, arkadan yetişmektir.
Bürûcin müşeyyede — burc: ب-ر-ج kökü: görünmek, açıkta olmak. Teberrüc — görünür kılmak. Yani burc, uzaktan görülen yüksek yapıdır.
Müşeyyede — kök ش-ي-د: yükseltmek, sağlam yapmak. Şîd — kireç, harç. Kelime, yapının sağlamlaştırılmış olduğunu bildirir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ve lev edatıdır: cümle, en korunaklı hâli örnek veriyor ve o hâlde bile sonucun değişmediğini söylüyor. Yani ayet, korunmanın imkânsızlığını değil, korunmanın sınırını bildiriyor.
Ve bloğun yerinin kaydedilmesi gerekiyor: bu cümle, savaştan geri durmayı konu eden ayetlerin (77) hemen ardından geliyor. Yetmiş yedinci ayette insanlardan korkulmuştu; yetmiş sekizinci ayet korkulanın nereye kadar korunabildiğini söylüyor.
Bir. Yetmiş sekizinci ayetin aktardığı söz — iyiliği bir kaynağa, kötülüğü bir kişiye yükleme — bir düşünce alışkanlığını tarif ediyor. Ayet bu alışkanlığı reddederken kişiyi suçlamıyor; isnadın yönünü düzeltiyor.
İki. Yetmiş dokuzuncu ayetin min nefsik kaydı, kişinin kendi hakkındaki muhasebesi için kurulmuş bir cümledir. Şûrâ 42/30 bahsinde kaydedildiği gibi: "acı çeken birine 'bu senin yaptıklarından' demek, teselli değil yük eklemektir." Oraya dayanıyorum.