يا أيها الذين آمنوا لا تقربوا الصلاة وأنتم سكارى حتى تعلموا ما تقولون ولا جنبا إلا عابري سبيل حتى تغتسلوا … فتيمموا صعيدا طيبا فامسحوا بوجوهكم وأيديكم إن الله كان عفوا غفورا
Yâ eyyühe'llezîne âmenû lâ takrabu's-salâte ve entüm sükârâ hattâ ta'lemû mâ tekūlûn … fe-teyemmemû saîden tayyiben fe'mseĥû bi-vücûhiküm ve eydîküm, innallâhe kâne afüvven ğafûrâ
"Ey iman edenler! Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın… Su bulamazsanız temiz bir toprağa yönelin ve yüzlerinizi, ellerinizi onunla meshedin. Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır."
Bu ayetten klasik fıkhın geniş bir bahsi doğmuştur: abdest, gusül, teyemmüm ve bunların şartları. Bu bölümde o bahse girilmiyor.
Sebebi STYLE'ın fıkhî hüküm kuralıdır. Ayrıca ayetteki ev lâmestümü'n-nisâ ifadesinin kapsamı üzerinde klasik fıkıhta bilinen bir ihtilaf vardır; o ihtilafın ayrıntısı ve sonuçları bu metnin konusu değildir. Burada işlenen şey ayetin dil yönüdür.
| Kurulabilirdi | Kuruluyor |
|---|---|
| Sarhoşken namaza yaklaşmayın | Sarhoşken namaza yaklaşmayın, ne söylediğinizi bilinceye kadar |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı hattâ edatıdır: edat bir sınır bildirir ve sınır, sözün anlaşılmasıdır.
Saîd — kök ص-ع-د: yükselmek, çıkmak. Aynı kökten suûd (yükseliş) ve saûd (zorlu yokuş) gelir. Dilciler saîdi "yeryüzünün üstü, yüzeydeki toprak" olarak açıklar — yani yerin yükselen, dışta kalan yüzü.
Tayyib — kök ط-ي-ب: hoş, temiz, iyi. Kelime bu sûrenin ikinci ayetinde de geçmişti: lâ tetebeddelü'l-habîse bi't-tayyib ("kötüyü iyiyle değişmeyin"). Aynı kök, biri malın niteliği biri toprağın niteliği için.
Fasılanın bu ayette bulunması kaydedilmelidir: ayet bir kolaylık hükmü veriyor ve iki bağışlama sıfatıyla kapanıyor. Bu, yirmi sekizinci ayetteki yürîdüllâhu en yuhaffife anküm çizgisinin devamıdır.