ولا تتمنوا ما فضل الله به بعضكم على بعض للرجال نصيب مما اكتسبوا وللنساء نصيب مما اكتسبن واسألوا الله من فضله إن الله كان بكل شيء عليما
Ve lâ tetemennev mâ faddalallâhu bihî ba'daküm alâ ba'd, li'r-ricâli nasîbün mimme'ktesebû ve li'n-nisâi nasîbün mimme'ktesebne, ve's'elullâhe min fadlih, innallâhe kâne bi-külli şey'in alîmâ
"Allah'ın kiminizi kiminizden üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan lütfunu isteyin. Allah her şeyi bilir."
Bu ayet, iki ayet sonra gelecek olan otuz dördüncü ayetle aynı kelimeleri kullanıyor. Ve bu, tefsirde çoğu zaman atlanan bir metin verisidir. Önce onu kurmak gerekiyor, çünkü otuz dördüncü ayet bu ayetin üzerine geliyor.
| Ayet | Cümle | Kim hakkında |
|---|---|---|
| 32 | Mâ faddalallâhu bihî ba'daküm alâ ba'd | Muhataplar — temenni etmeyin diye |
| 34 | Bimâ faddalallâhu ba'dahüm alâ ba'd | Bir hükmün gerekçesi olarak |
Ve belirsizliğin kendisi bir metin verisidir, bunu ayrıca kaydediyorum: iki ayet de ba'daküm alâ ba'd / ba'dahüm alâ ba'd diyor — "bazılarınızı bazılarınıza" / "bazılarını bazılarına". İki ayetin hiçbirinde "erkekleri kadınlara" ifadesi geçmiyor. Bu, sayılabilir bir olgudur: cümlenin öznesi de nesnesi de belirsiz zamirdir.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum, bir tefsir tercihi olarak değil. Otuz dördüncü ayette bu belirsizliğin nasıl okunduğu, orada ihtilaf tablosuyla verilecek.
| Erkekler için | Kadınlar için | |
|---|---|---|
| Edat + isim | Li'r-ricâli | Li'n-nisâi |
| Verilen | Nasîbün | Nasîbün |
| Kaynağı | Mimme'ktesebû | Mimme'ktesebne |
Üç satırın üçünde de kelime aynı; değişen tek şey fiilin şahıs ekidir. İktesebû — üçüncü çoğul eril; iktesebne — üçüncü çoğul dişil. Yani cümle, aynı kelimeyi iki kez, yalnızca çekimi değiştirerek kuruyor.
Li'r-ricâli nasîbün mimmâ terake'l-vâlidâni ve'l-akrabûn ve li'n-nisâi nasîbün mimmâ terake'l-vâlidâni ve'l-akrabûn (4/7)
| Ayet | Konu | Payın kaynağı |
|---|---|---|
| 7 | Miras | Mimmâ terake'l-vâlidâni ve'l-akrabûn — bırakılandan |
| 32 | Kazanç | Mimme'ktesebû / mimme'ktesebne — kazanılandan |
İki ayette de aynı kelime (nasîb), aynı çift kuruluş ve aynı simetri var. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
كسب kökü: bir şeyi elde etmek, kazanmak; ve dilcilerin kaydettiği somut çağrışım, bir işin peşinden gidip onu elde etmektir.
VIII. bâb (iktesebe) üzerinde klasik dilcilerin bir kaydı vardır: kesebe ile iktesebe arasında, ikincisinin daha fazla çaba ve kasıt bildirdiği söylenir. Bu kaydı dilcilerin verdiği şekliyle aktarıyorum; ayrım üzerinde tam bir birlik yoktur.
| Kurulabilirdi | Kuruluyor |
|---|---|
| Erkeklere kazandıklarından, kadınlara verilenden bir pay | Erkeklere kazandıklarından, kadınlara kazandıklarından bir pay |
| Tek bir nasîb, iki tarafa bölünmüş | İki ayrı nasîb, iki ayrı kazanca bağlanmış |
Yani ayet, iki tarafın da kazanan konumunda olduğunu, kelimeyi tekrarlayarak kuruyor. Fiil edilgen değil, etken; ve iki kez etken.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı fiilin çekimidir: iktesebne dişil çekimdir ve cümlede bir kez, tam olarak eril karşılığının yerinde durur. Metin, kadının kazancını erkeğin kazancının bir uzantısı olarak değil, kendi başına bir kalem olarak yazıyor.
Ve bir sınır kaydı: buradan bir hukukî düzenleme ya da bir mülkiyet teorisi çıkarılmıyor. Söylenen şey cümlenin kendi yapısıdır: iki tarafa da aynı fiil ve aynı isim veriliyor.
| Yasaklanan | Yerine konan | |
|---|---|---|
| Fiil | Lâ tetemennev — temenni etmeyin | Ves'elullâhe — Allah'tan isteyin |
| Yön | Başkasında olana | Kaynağa |
| Konu | Mâ faddalallâh — verilmiş olan | Min fadlih — verilecek olan |
تَمَنِّي — kök م-ن-ي: bir şeyi kalpten geçirmek, takdir etmek. Aynı kökten emâniyy (kuruntular) gelir ve bu kelime sûrenin yüz on dokuzuncu ayetinde dönecek.
Ve ayrım kaydedilmelidir: yasaklanan şey istemek değil, başkasındakini istemektir. Cümlenin ikinci yarısı istemeyi açıkça emrediyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki fiilin aynı ayette bulunmasıdır: ayet, kıyaslamayı kapatıp talebi açık bırakıyor.
Bir. Ayet, kıyaslamanın kendisini bir yük olarak tarif ediyor: başkasında olana bakarak kurulan istek, ayette temenni diye adlandırılıyor ve yasaklanıyor. Bunun yerine konan şey talebin kendisi değil, talebin yönüdür.
İki. Nasîb kelimesinin iki kez, iki tarafa da verilmesi, sûrenin yedinci ayetinde kurulan çizginin sürdürülmesidir. Sûre, payı olan tarafı iki kez sayıyor — ve her seferinde ikinci sayış, birincisinin aynısıdır.