ومن لم يستطع منكم طولا أن ينكح المحصنات المؤمنات فمن ما ملكت أيمانكم من فتياتكم المؤمنات … فانكحوهن بإذن أهلهن وآتوهن أجورهن بالمعروف … ذلك لمن خشي العنت منكم وأن تصبروا خير لكم
Ve men lem yestetı' minküm tavlen en yenkiha'l-muhsanâti'l-mü'minâti fe-min mâ meleket eymânüküm min feteyâtikümü'l-mü'minât, vallâhu a'lemü bi-îmâniküm, ba'duküm min ba'd, fenkihûhünne bi-izni ehlihinne ve âtûhünne ücûrahünne bi'l-ma'rûfi muhsanâtin ğayra müsâfihâtin ve lâ müttehızâti ahdân… zâlike li-men haşiye'l-anete minküm, ve en tasbirû hayrun leküm, vallâhu ğafûrun rahîm
"İçinizden hür ve inanmış kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen, elinizin altındaki inanmış genç kızlardan biriyle evlensin. Allah imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Ailelerinin izniyle onlarla evlenin ve mehirlerini uygun biçimde kendilerine verin… Bu, içinizden sıkıntıya düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah bağışlayandır, merhametlidir."
Uzun bir hüküm cümlesinin ortasına dört kelimelik bir cümle konmuş: ba'duküm min ba'd — "kiminiz kiminizdensiniz."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin ortak mantığıdır: birinci ayet insanlığın tek kökten geldiğini söylemişti. Yirmi beşinci ayet, toplumsal olarak en aşağıda görülen kesim hakkında hüküm verirken aynı şeyi tekrar ediyor.
Yani cümle, hükmün ortasına konmuş bir hatırlatmadır: taraflar arasındaki toplumsal fark, insanlık bakımından bir fark değildir.
Klasik tefsirlerde bu cümlenin işlevi hakkında yaygın olarak şu nakledilir: insanların birbirini iman bakımından derecelendirmesinin önüne konmuş bir kayıttır.
Bu izahı nakledildiği şekliyle aktarıyorum. Ve ayetin sırası onu destekliyor: cümle, "inanmış genç kızlar" ifadesinden hemen sonra geliyor.
| Kayıt | Ne |
|---|---|
| Bi-izni ehlihinne | Ailelerinin izni |
| Ve âtûhünne ücûrahünne bi'l-ma'rûf | Mehirlerinin kendilerine verilmesi |
İkinci kaydın zamiri kaydedilmelidir: âtûhünne — "onlara verin". Mehir, kadının kendisine ödeniyor. Bu, dördüncü ayetteki hükmün burada da tekrarlanmasıdır.
ع-ن-ت kökü: sıkıntıya düşmek, zorlanmak; ve kırılan kemiğin yeniden kırılması. Dilciler kökün "meşakkat, zarar, güç durum" anlamını kaydeder.
Kelime Bakara 2/220'de de geçer (ve lev şâellâhu le-a'neteküm) ve orada yetim malı bağlamındadır. İki yerde de kelime, bir hükmün insanı zorlamaması kaydıyla ilgilidir.
| Ayet | İzin | Yanına konan |
|---|---|---|
| 4/25 | Nikâh izni | Ve en tasbirû hayrun leküm |
| 4/128 | Anlaşma izni | Ve's-sulhu hayr |
| 4/149 | Açıklama izni | In tübdû hayran ev tuhfûhü ev ta'fû an sûin fe-innallâhe kâne afüvven kadîrâ |
Üç yerde de bir hüküm konuyor ve yanına daha iyi olan gösteriliyor. Bu, Bakara'nin boşanma bölümünde kaydedilen çizginin aynısıdır: "hükümler ayrıntılı biçimde konuyor, ama her hükmün yanına bir genişlik kapısı bırakılıyor." Oraya dayanıyorum.