Tafsir LabUsulGitHubEnglish

Nisâ 160-162. ayetler

Kur'an · 4. sûre: Nisâ · 160-162. ayetler

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

4/160-162

فبظلم من الذين هادوا حرمنا عليهم طيبات أحلت لهم وبصدهم عن سبيل الله كثيرا · وأخذهم الربا وقد نهوا عنه وأكلهم أموال الناس بالباطل … · لكن الراسخون في العلم منهم والمؤمنون يؤمنون بما أنزل إليك وما أنزل من قبلك والمقيمين الصلاة والمؤتون الزكاة والمؤمنون بالله واليوم الآخر أولئك سنؤتيهم أجرا عظيما

Fe-bi-zulmin mine'llezîne hâdû harramnâ aleyhim tayyibâtin uhıllet lehüm ve bi-saddihim an sebîlillâhi kesîrâ · Ve ahzihimü'r-ribâ ve kad nühû anhü ve eklihim emvâle'n-nâsi bi'l-bâtıl … · Lâkini'r-râsihûne fi'l-ılmi minhüm ve'l-mü'minûne yü'minûne bimâ ünzile ileyke ve mâ ünzile min kablik, ve'l-mukīmîne's-salâte ve'l-mü'tûne'z-zekâte ve'l-mü'minûne billâhi ve'l-yevmi'l-âhır, ülâike se-nü'tîhim ecran azîmâ

"Yahudileşenlerin haksızlığı ve birçoklarını Allah yolundan alıkoymaları yüzünden, kendilerine helâl kılınmış temiz şeyleri onlara haram kıldık. Yasaklandığı hâlde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yollarla yemeleri yüzünden de… Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. Namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah'a ve âhiret gününe inananlar — işte onlara büyük bir karşılık vereceğiz."

Sebeplerin yine fiillere bağlanması

Yüz altmış-yüz altmış birinci ayetler de bir sebep listesi kuruyor ve her kalem yine bi- edatıyla geliyor:

SıraLafızFiil
1Bi-zulminHaksızlık
2Ve bi-saddihim an sebîlillâhi kesîrâAlıkoymak
3Ve ahzihimü'r-ribâ ve kad nühû anhYasaklanmış olanı almak
4Ve eklihim emvâle'n-nâsi bi'l-bâtılHaksız yolla mal yemek

Ve dördüncü kalem kaydedilmelidir: terkip, sûrenin yirmi dokuzuncu ayetiyle birebir aynı alandadır.

AyetLafızKime söyleniyor
29Lâ te'külû emvâleküm beyneküm bi'l-bâtılMuhataplara — yasak
161Ve eklihim emvâle'n-nâsi bi'l-bâtılAnlatılan kesime — sebep

Aynı fiil ve aynı bi'l-bâtıl kaydı, sûrenin iki ucunda. Bu, sayılabilir bir olgudur.

Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin ortak lafzıdır: sûre, bir kesim hakkında sebep olarak saydığı fiili, kendi muhataplarına da yasaklamıştı. Yani ölçü iki tarafa da aynıdır — bu, STYLE'ın toptan hüküm kurmama kuralının metinden gelen bir dayanağıdır.

لَٰكِنِ ٱلرَّٰسِخُونَ فِى ٱلْعِلْمِ مِنْهُمْ — ayrımın yapıldığı yer

Râsih — kök ر-س-خ: sağlamca yerleşmek, kök salmak. Kelimenin resmi, bir şeyin yerinden oynamayacak kadar oturmasıdır.

Ve minhüm kaydı ayrıca kaydedilmelidir: "onlardan". Yani ayrım, topluluğun içinden yapılıyor.

Bunu ayrıca öne çıkarıyorum, çünkü STYLE'ın vasıf kuralı burada metnin kendisi tarafından kurulmaktadır.

وَٱلْمُقِيمِينَ ٱلصَّلَوٰةَ — bir i'râb nüktesi

Ayette bir gramer ayrıntısı vardır ve klasik literatürde üzerinde durulur.

Cümlede sıralanan öğeler merfû'dur (er-râsihûn, el-mü'minûn, el-mü'tûn, el-mü'minûn), ama bir öğe mansûb gelir: el-mukīmîne's-salâte.

Bu farkın izahı üzerinde klasik nahiv literatüründe farklı yönelimler nakledilir:

İzahNasıl
Aİhtisas / medih üslûbudur: bir öğe, övgü için cümlenin akışından ayrılıp mansûb kılınır. Arapçada bilinen bir kullanımdır
BKelime, önceki bir öğeye atfedilmiştir ve i'râbını oradan alır

İki izah da nakledilir; tercih dayatmıyorum.

Ve metin verisi olarak kaydedilmesi gereken şudur: cümlede sayılan beş öğeden yalnız biri bu farkı taşır, ve o öğe namazdır. Bu, sayılabilir bir olgudur.


Nisâ sûresinin tamamı