وَمَن نُّعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِى ٱلْخَلْقِ أَفَلَا يَعْقِلُونَ
Kökün somut anlamı: bir yeri şen ve dolu tutmak. Amera'l-mekâne — orada yaşadı, orayı şenlendirdi; imâret — bayındırlık; ma'mûr — şenlendirilmiş, dolu.
Ve umr (ömür) buradan gelir: bedenin dolu, işler hâlde bulunduğu süre. Kök Tûr'de (el-beyti'l-ma'mûr) geçti.
Kelimenin seçimi kaydedilmeye değer: ayet "kimi yaşatırsak" demiyor, "kime ta'mîr verirsek" diyor — II. bâb, yani ömrü uzatma. Ve kökün içinde "dolu tutma" var. Uzayan şey, dolu tutulan süredir.
- نَكَسَ الشَّيْءَ — bir şeyi tersine çevirdi, tepetaklak etti.
- نُكِسَ فِى مَرَضِهِ — hastalığı nüksetti: iyileşmeye giderken geri döndü. (Türkçedeki "nüksetmek" bu köktendir.)
- مَنْكُوس — ters çevrilmiş.
- نَاكِسُو رُءُوسِهِمْ — başlarını öne eğmiş olanlar (Secde 32/12).
Yani kelimenin altındaki resim, bir hareketin yönünün tersine dönmesidir — duran bir şey değil, geri gelen bir şey.
Kıraat kaynaklarında kelimenin nünekkishu (II. bâb) ve nenkushu (I. bâb) biçimlerinde okunduğu nakledilir. İsim vermiyorum; anlam farkı köklü değildir — II. bâb işin yoğunluğunu bildirir.
فِى ٱلْخَلْق — "yaratılışta." Yani tersine dönen şey bedendir ve bedenin gücüdür, konum ya da itibar değil.
Ğâfir (Mü'min) 40/67'de insanın hayat basamakları işlendi ve orada bir tablo verilmişti: toprak → damla → alaka → bebek → güç çağı (eşüdd) → yaşlılık (şüyûh), hepsi sümme ile bağlı — yani basamaklar arasında zaman var. Ve orada kaydedilen ikinci şey şuydu: ayet düzenli bir dizi kurup istisnayı kendisi ekliyor (ve minküm men yüteveffâ min kabl).
| Ğāfir 40/67 | Yâsîn 36/68 | |
|---|---|---|
| Ne veriyor | Basamak dizisi — altı aşama sayılıyor | Yön — tek cümle |
| Bağlaç | Sümme (beş kez) — aralıklı | Yok — şart cümlesi |
| Nerede biter | Şüyûh — yaşlılık, dizinin sonu | Nünekkishu — dizinin tersine dönmesi |
| Cümlenin işi | Tarif | Delil — e-felâ ya'kilûn ile bitiyor |
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin yapısıdır: Ğāfir çıkışı sayıyor, Yâsîn inişi adlandırıyor. İkisi birlikte bir yay çiziyor. Ve Yâsîn bunu bir bilgi olarak değil, bir delil olarak kullanıyor — cümle bir akıl sorusuyla bitiyor.
Delilin yapısı şudur ve kaydedilmelidir: ayet, insanın gücünü kaybettiğini söylemiyor yalnızca; gücün yönünün tersine döndürüldüğünü söylüyor — ve fiilin fâili "biz"dir (nünekkishu). Yani hem artış hem azalış aynı elde.
Kendi okumam: kendi bedeninde yönün tersine döndüğünü gören biri, gücün kendisine ait olmadığını görür. Çünkü sahip olunan bir şey, sahibinin izni olmadan geri gitmez. Sûre bu delili en somut yerden kuruyor: muhatabın kendi kolundan.
Sûredeki iki akıl sorusundan ikincisi (öteki 62'de) ve dört retorik sorudan biri. Yapı bölümünde tablolandı.
ع-ق-ل — kökün somut anlamı bağlamaktır: ıkāl, devenin dizini bağlayan ip; akale'l-baîre — deveyi bağladı. Buradan akl: kişiyi düşünmeden davranmaktan alıkoyan bağ.
Kaydedilmeye değer: kök, sûrenin ikinci ayetindeki hakîm (ح-ك-م — dizgin, gem) ile aynı resmi taşıyor. İki kelime de "bağlayan, yönde tutan" anlamındadır ve ikisi de bu sûrede geçiyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum; bir nükte kurmuyorum.