إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ · فَٱلْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
İn kânet illâ sayhaten vâhideten fe-izâ hüm cemîun ledeynâ muhdarûn · Fe'l-yevme lâ tuzlemü nefsün şey'en ve lâ tüczevne illâ mâ küntüm ta'melûn
"Sadece bir tek çığlıktır; bir de bakarsın hepsi huzurumuzda hazır bulundurulmuş. Bugün hiçbir kimseye zerre kadar haksızlık edilmez ve size ancak yaptıklarınızın karşılığı verilir."
| Parça | Nerede geçmişti |
|---|---|
| İn kânet illâ sayhaten vâhideten | 36/29 — birebir aynı beş kelime |
| cemîun ledeynâ muhdarûn | 36/32 — birebir aynı üç kelime |
Yani elli üçüncü ayet, yirmi dokuzuncu ayetin ilk yarısı ile otuz ikinci ayetin ikinci yarısını birleştiriyor.
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu iki birebir tekrardır: kıssa bölümünde şehir halkının sonu (sayha → hâmidûn) ve nesillerin sonu (muhdarûn) ayrı ayrı verilmişti. Diriliş sahnesi, ikisini tek cümlede birleştiriyor. Yani sûre kıyameti yeni bir olay olarak değil, daha önce parça parça anlatılmış olanın toplanması olarak kuruyor.
| Ayet | Cümlenin bitişi |
|---|---|
| 29 | fe-izâ hüm hâmidûn — sönmüş |
| 53 | fe-izâ hüm cemîun ledeynâ muhdarûn — hazır bulundurulmuş |
el-Yevme — "bugün", belirli. Kelime sûrenin bu bölümünde beş kez geçiyor ve bu, sayılabilir bir yoğunluktur:
| Ayet | İfade |
|---|---|
| 54 | fe'l-yevme lâ tuzlemü nefsün |
| 55 | inne ashâbe'l-cenneti'l-yevme fî şuğulin |
| 59 | ve'mtâzü'l-yevme eyyühe'l-mücrimûn |
| 64 | islevhe'l-yevme bimâ küntüm tekfürûn |
| 65 | el-yevme nahtimu alâ efvâhihim |
Beş geçiş, on iki ayet içinde. Kendi okumam: sûre kıyameti bir gelecek anlatısı olarak değil, içinde bulunulan bir gün olarak kuruyor. Kelime her seferinde cümlenin başında ya da başına yakın geliyor; sahne "o gün" değil "bugün" diye anlatılıyor.
| Cümle | Şahıs | Kip |
|---|---|---|
| Lâ tuzlemü nefsün şey'en | 3. şahıs (nefsün) | Edilgen |
| Ve lâ tüczevne illâ mâ küntüm ta'melûn | 2. çoğul (siz) | Edilgen |
Arapçada hitabın yön değiştirmesine iltifat denir. Burada genel kaide üçüncü şahısla, uygulanışı ikinci şahısla veriliyor.
Kendi okumam olarak kaydediyorum: ilk cümle bir ilke koyuyor ve kimseyi işaret etmiyor — nefsün, nekre: "hiçbir kimse." İkinci cümle o ilkeyi muhataba uyguluyor. İlke önce genel, sonra kişisel.
شَيْـًٔا — mef'ûl-i mutlak olarak mansub: "zerre kadar bile." Nekre-olumsuz kalıbı en küçük miktarı kapsar.
ج-ز-ي — kök: bir şeyin karşılığını vermek, denk gelmek. Cezâ Türkçede yalnız olumsuz karşılık için kullanılır; Arapçada kök nötrdür ve iyi karşılığı da kapsar.
| Ayet | Fiil | Kök | Anlam |
|---|---|---|---|
| 54 | mâ küntüm ta'melûn | ع-م-ل | Yaptıklarınız — işin kendisi |
| 65 | bimâ kânû yeksibûn | ك-س-ب | Kazandıkları — işten elde kalan |
ك-س-ب kökünün çekirdeği elde etmek, kazanmaktır; iş sonucunda kişide kalan şeyi bildirir. ع-م-ل ise işin yapılışını bildirir.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: elli dördüncü ayette karşılık yapılana bağlanıyor, altmış beşinci ayette şahitlik kazanılana. İki fiil de aynı olayı iki ayrı yönden adlandırıyor.