قُل لَّا تُسْـَٔلُونَ عَمَّآ أَجْرَمْنَا وَلَا نُسْـَٔلُ عَمَّا تَعْمَلُونَ · قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَا بِٱلْحَقِّ وَهُوَ ٱلْفَتَّاحُ ٱلْعَلِيمُ
Kul lâ tüs'elûne ammâ ecramnâ ve lâ nüs'elü ammâ ta'melûn · Kul yecmeu beynenâ rabbunâ sümme yeftehu beynenâ bi'l-hakk, ve hüve'l-fettâhu'l-alîm
"De ki: 'Bizim işlediğimiz suçtan siz sorumlu tutulmazsınız; sizin yaptıklarınızdan da biz sorumlu tutulmayız.' De ki: 'Rabbimiz bizi bir araya toplayacak, sonra aramızda hak ile hükmedecek. O, en iyi hüküm verendir, hakkıyla bilendir.'"
| Yarı | Fiil | Kim hakkında |
|---|---|---|
| 1 | Lâ tüs'elûne ammâ ecramnâ | Biz — ecramnâ (suç işledik) |
| 2 | Ve lâ nüs'elü ammâ ta'melûn | Siz — ta'melûn (yapıyorsunuz) |
Ve burada, cümlenin en dikkat çekici ayrıntısı var: iki yarı simetriktir, ama kelimeler simetrik değildir.
Kendi tarafı için ağır kelime seçiliyor: ecramnâ — kök ج-ر-م: suç işlemek. Karşı taraf için hafif kelime seçiliyor: ta'melûn — kök ع-م-ل: yapmak, işlemek (nötr).
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki kökün anlam yüküdür: cümle sorumluluğun ayrı olduğunu söylerken, ağır kelimeyi kendine, nötr kelimeyi karşı tarafa ayırıyor. Yani ayrım kurulurken bile karşı taraf suçlanmıyor.
Ve bu, bir önceki ayetin devamıdır: yirmi dördüncü ayette hüküm askıya alınmıştı, yirmi beşincide suçlama dili terk ediliyor. İki ayet aynı âdâbın iki adımıdır.
Ve ilke olarak söylediği şey Fâtır (Melâike) 35/18'de işlenen yük ilkesiyle örtüşür (lâ teziru vâziratün vizra uhrâ) — orada ilkenin en zor hâliyle sınandığı kaydedilmişti. Oraya dayanıyorum. Buradaki fark şudur: Fâtır'da ilke bir hüküm olarak konuyordu; Sebe'de bir tartışma cümlesi olarak kullanılıyor. Yani ilke, karşı tarafla ilişkiyi düzenleyen bir davranış kuralına çevrilmiş.
ف-ت-ح kökü Fetih'de sûre adı vesilesiyle ayrıntılı çözümlendi (kapalıyı açmak; fettâh, miftâh). Tekrarlamıyorum.
Buraya ait olan, kökün hüküm verme anlamıdır ve bu kaydedilmelidir. Arapçada feteha beyne'l-hasmeyn — "iki hasım arasında hüküm verdi" demektir. Yemen lehçesinde hâkime fâtih dendiği dilcilerce nakledilir.
Ve anlam ilişkisi kaydedilmeye değer: hüküm vermek, kapalı olan bir işi açmaktır. Anlaşmazlık düğümdür; hüküm, düğümün çözülmesi.
Bunu bir dil gözlemi olarak veriyorum ve ayetin dizimi bunu destekliyor: yecmeu beynenâ (bizi toplar) → yeftehu beynenâ (aramızı açar). Önce bir araya getirme, sonra ayırma. İki fiil de beynenâ (aramızda) ile geliyor.
ٱلْفَتَّاح — mübalağa kalıbı: çokça açan, hüküm veren. Kur'an'da bu isim yalnız burada geçer. Ve yanına el-alîm konmuş: hüküm veren, bilen. Yani hükmün dayanağı aynı cümlede veriliyor.
Zümer 39/46'da (ente tahkümü beyne ıbâdike fî mâ kânû fîhi yahtelifûn) aynı yapı işlenmişti: ihtilaf bir mesele olarak adlandırılıyor ve hükmü ertelenmiş sayılıyor. Oraya dayanıyorum. Sebe' aynı şeyi, ihtilafın taraflarından birinin ağzından söyletiyor.