إِنَّ ٱللَّهَ عِندَهُۥ عِلْمُ ٱلسَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ ٱلْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِى ٱلْأَرْحَامِ وَمَا تَدْرِى نَفْسٌ مَّاذَا تَكْسِبُ غَدًا وَمَا تَدْرِى نَفْسٌۢ بِأَىِّ أَرْضٍ تَمُوتُ
"Kıyametin bilgisi Allah katındadır. Yağmuru O indirir, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez; hiç kimse hangi yerde öleceğini bilmez."
| Sıra | İfade | Kalıp |
|---|---|---|
| 1 | İndehû ilmü's-sâa | İsim cümlesi — bilgi O'nun katında |
| 2 | Ve yünezzilü'l-ğays | Fiil — indirir |
| 3 | Ve ya'lemü mâ fi'l-erhâm | Fiil — bilir |
| 4 | Ve mâ tedrî nefsün mâzâ teksibü ğadâ | Olumsuz — kimse bilmez |
| 5 | Ve mâ tedrî nefsün bi-eyyi ardın temût | Olumsuz — kimse bilmez |
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve buradan bir sınır çiziyorum: ayet, "şu beş şey gaybdır ve başka hiçbir şey bilinemez" biçiminde bir liste kurmuyor. Söylediği şey, bu beş alanın Allah'ın bilgisine ait olduğu ve son ikisinde insanın bilgisinin bulunmadığıdır.
STYLE gereği bir kayıt daha: yağmurun indirilmesi ve rahimdeki oluşum hakkında bugün ölçülebilen şeylerin varlığı, bu ayetle çelişmez — çünkü ayet ölçümden değil, ilimden söz ediyor ve dördüncü ile beşinci maddede olumsuzlamayı açıkça insana bağlıyor. Bu ayeti bilimsel bir imkânsızlık iddiası gibi okumak, metnin kendi dizimine aykırıdır. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum.
Ve son iki maddenin seçimi kaydedilmeye değer: mâzâ teksibü ğadâ (yarın ne kazanacağın) ve bi-eyyi ardın temût (nerede öleceğin). Biri en yakın gelecek, öteki en kesin son. Yani insanın bilmediği şey, en uzak olan değil — en yakın olandır.