يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُوا۟ رَبَّكُمْ وَٱخْشَوْا۟ يَوْمًا لَّا يَجْزِى وَالِدٌ عَن وَلَدِهِۦ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَن وَالِدِهِۦ شَيْـًٔا
"Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının ve şu günden korkun: o gün ne baba çocuğu için bir şey ödeyebilir, ne de çocuk babası için bir şey ödeyebilir."
Sûrenin ikinci bloğu bir baba ile oğul arasındaki konuşmaydı. Otuz üçüncü ayet, aynı ilişkiyi hesap gününde ele alıyor — ve iki yönü de ayrı ayrı sayıyor.
Dizim kaydedilmelidir: cümle önce babayı, sonra çocuğu anıyor ve iki yön de ayrı fiille veriliyor. İkinci yarıda hüve câzin (ism-i fâil) kullanılarak vurgu artırılıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı sûrenin yapısıdır: Lokmân oğluna öğüt vermişti — yani baba, elinden geleni yapmıştı. Bu ayet, elinden gelenin sınırını söylüyor: öğüt verilebilir, yük taşınamaz.
Ve bu, Fâtır (Melâike) 35/18'de işlenen ilkeyle birebir örtüşüyor: orada da yükün taşınmayacağı söylenmiş, "yakını bile olsa" kaydı düşülmüştü. İki sûre aynı ilkeyi iki ayrı ilişki üzerinden kuruyor: Fâtır genel akrabalık, Lokmân doğrudan baba-oğul.
فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِٱللَّهِ ٱلْغَرُورُ — bu cümle Fâtır (Melâike) 35/5 ile kelime kelime aynıdır ve orada işlendi (غ-ر-ر kökünün üç kullanımı; billâhi edatının işi). Tekrarlamıyorum.