ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنۢ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِنۢ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفًا وَشَيْبَةً يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ وَهُوَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْقَدِيرُ
Allâhu'llezî halakaküm min da'fin sümme ceale min ba'di da'fin kuvveten sümme ceale min ba'di kuvvetin da'fen ve şeybeh, yahlüku mâ yeşâü ve hüve'l-alîmü'l-kadîr
"Sizi zayıflıktan yaratan, sonra zayıflığın ardından güç veren, sonra gücün ardından zayıflık ve ihtiyarlık veren Allah'tır. O dilediğini yaratır; O bilendir, gücü yetendir."
| Aşama | Kelime | Kalıp |
|---|---|---|
| 1 | Da'f — zayıflık | Min da'fin — nekre |
| 2 | Kuvve — güç | Min ba'di da'fin kuvveten |
| 3 | Da'f ve şeybe — zayıflık ve ağarma | Min ba'di kuvvetin da'fen ve şeybeh |
Aynı kelime (da'f) başta ve sonda; ortada karşıtı. Ve bütün kelimeler nekre (belirsiz) gelmiştir: belirli bir yaş ya da süre verilmiyor.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cümle bir daire değil, bir yay çiziyor. Başlangıç ile bitiş aynı kelimeyle anılıyor — ama sona bir kelime ekleniyor: ve şeybeh.
شَيْبَة — kök ش-ي-ب: saçın ağarması. Kök Müzzemmil 73/17'de işlendi (yevmen yec'alü'l-vildâne şîbâ — çocukları ak saçlı yapan gün). Tekrarlamıyorum.
Kelimenin eklenmesi kaydedilmeye değer ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: üçüncü aşama, ikinci da'f ile birinciden ayrılmıyor — ayıran şey şeybedir. Yani sondaki zayıflık, baştakinden ancak görünen bir işaretle ayırt ediliyor. Ve Müzzemmil'de kaydedildiği gibi, ağarma Arapçada zamanın bedende bıraktığı izin adıdır.
Ğâfir (Mü'min) 40/67'de ömrün basamakları ayrıntılı işlendi ve altı basamak tablolanmıştı: türâb → nutfe → alaka → tıfl → eşüdd → şüyûh. Oraya dayanıyorum.
| Gāfir 40/67 | Rûm 30/54 | |
|---|---|---|
| Basamak sayısı | Altı | Üç |
| Neyle adlandırılıyor | Madde ve yaş adları — toprak, damla, bebek, yaşlı | Hâl adları — zayıflık, güç, zayıflık |
| Yapı | Doğrusal dizi — başlangıçtan sona | Simetri — aynı kelime iki uçta |
| Eklenen kayıt | Ve minküm men yüteveffâ min kabl — herkes sona gitmez | Yahlüku mâ yeşâ' — yaratan dilediğini yapar |
Bir — ölçü. Gāfir maddeyi ve yaşı sayıyor; Rûm gücü sayıyor. Yani Gāfir'in ölçüsü ne olduğun, Rûm'un ölçüsü ne yapabildiğindir.
İki — yapı. Gāfir'in dizisi tek yönlüdür: bir yerden başlar, bir yerde biter. Rûm'un dizisi başladığı kelimeye döner. Ğâfir (Mü'min)'de kaydedildiği gibi, Gāfir bütün basamakları sümme ile bağlıyor — aralık bildiren edat. Rûm da aynı edatı kullanıyor; ama ikinci sümme, ikinciyi birinciye geri götürüyor.
Üç — eklenen kayıt. Gāfir dizinin kesilebileceğini söylüyor (herkes yaşlanmaz). Rûm ise diziyi tamamlayıp yahlüku mâ yeşâ' diyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu üçüncü farktır: Rûm'un cümlesi kapanışta istisnayı değil, düzenin sahibini anıyor. Ve bu, sûrenin dördüncü ayetindeki cümleyle aynı işi görüyor: lillâhi'l-emru min kablü ve min ba'd — öncesi de sonrası da O'nun. İki ayet, biri tarih biri ömür için aynı kaydı düşüyor.
ض-ع-ف kökünün bu sûredeki öteki geçişi otuz dokuzuncu ayetteydi: fe-ülâike hümü'l-mud'ıfûn — kat kat artıranlar.
Aynı kök, iki zıt değerde. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu kök ortaklığıdır: elli dördüncü ayet insanın zayıflıkla açılıp zayıflıkla kapanan bir yay üzerinde olduğunu söylüyor. Otuz dokuzuncu ayet ise aynı kökün öteki dalıyla, o yayın içinde kat kat artan bir şeyin bulunabileceğini söylüyor. İki ayet arasındaki bağ kelimededir ve doğrulanabilirdir; ötesini iddia etmiyorum.