فَسُبْحَٰنَ ٱللَّهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ · وَلَهُ ٱلْحَمْدُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ · يُخْرِجُ ٱلْحَىَّ مِنَ ٱلْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ ٱلْمَيِّتَ مِنَ ٱلْحَىِّ وَيُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذَٰلِكَ تُخْرَجُونَ
Fe-sübhânallâhi hîne tümsûne ve hîne tusbihûn · Ve lehü'l-hamdü fi's-semâvâti ve'l-ardı ve aşiyyen ve hîne tuzhirûn · Yuhricü'l-hayye mine'l-meyyiti ve yuhricü'l-meyyite mine'l-hayyi ve yuhyi'l-arda ba'de mevtihâ, ve kezâlike tuhracûn
"Öyleyse akşama girdiğinizde ve sabaha erdiğinizde Allah'ı tesbih edin. Göklerde ve yerde, ikindi vakti ve öğleye erdiğinizde hamd O'nadır. Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarır; yeryüzünü ölümünden sonra diriltir. Siz de böyle çıkarılacaksınız."
| Vakit | İfade | Kalıp | Ne zaman |
|---|---|---|---|
| 1 | Hîne tümsûn | Fiil (IV. bâb) | Akşama girmek |
| 2 | Hîne tusbihûn | Fiil (IV. bâb) | Sabaha ermek |
| 3 | Aşiyyen | İsim (zarf) | İkindi / günün son bölümü |
| 4 | Hîne tuzhirûn | Fiil (IV. bâb) | Öğleye ermek |
Üç fiil de IV. bâbdadır (if'âl) ve Arapçada bu bâbın bir kullanımı "bir vakte girmek"tir: asbaha — sabaha girdi, emsâ — akşama girdi, azhara — öğleye girdi. Yani vakit, bir zaman adı olarak değil, insanın o vakte girmesi olarak anılıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kalıptır: cümle "sabah ve akşam tesbih edin" demiyor; "sabaha erdiğinizde, akşama girdiğinizde" diyor. Özne insanın kendisi: vakit, üzerinden geçilen değil, içine girilen bir şey olarak kuruluyor.
Ğâfir (Mü'min) 40/55'te aynı emir iki vakitle verilmişti: ve sebbih bi-hamdi rabbike bi'l-aşiyyi ve'l-ibkâr — akşamüstü ve sabah erken. Orada kaydedilen şuydu: iki uç vakit anılarak arası kapsanıyor.
| Yer | Vakit sayısı | Nasıl anılıyor | Muhatap |
|---|---|---|---|
| Gāfir 40/55 | İki — el-aşiyy ve el-ibkâr | İsim — iki uç | Tekil (ve sebbih) |
| Rûm 30/17-18 | Dört — akşam, sabah, ikindi, öğle | Üçü fiil, biri isim | Çoğul (tümsûn…) |
Bir — sayı. Gāfir iki uç anıyor; Rûm dört vakit anıyor ve iki ucun arasını da dolduruyor. Yani Gāfir'de kapsanan aralık, Rûm'da ayrıca işaretleniyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu iki farkın bir aradalığıdır: Rûm'un bloğu, sûrenin yedinci ayetiyle uyumludur. Orada karşı taraf "dünya hayatının dışını bilir" denmişti — yani günün içinde yaşayıp günün içinden bir şey görmemek. On yedinci ve on sekizinci ayetler, aynı günü vakit vakit bölüp her birine bir yönelme koyuyor. Aynı gün, aynı saatler; fark, o saatlerde ne yapıldığında.
STYLE gereği bir kayıt: klasik tefsirlerde bu vakitlerin namaz vakitleriyle ilişkilendirildiği nakledilir; bazıları dört vakti beş vakitle eşleştirmeye çalışır. Bu izahları nakledildiği şekliyle aktarıyorum, fıkhî sonuç kurmuyorum ve bir sayı eşitlemesi dayatmıyorum.
Cümle simetrik kuruluyor: diri↔ölü, iki yönde. Ve üçüncü bir örnek ekleniyor: ve yuhyi'l-arda ba'de mevtihâ — toprağın dirilmesi.
Bu delil dizinde birçok yerde işlendi — Fâtır (Melâike) 35/9 (kezâlike'n-nüşûr), Kāf 50/11 (kezâlike'l-hurûc), Fussilet 41/39. Oralara dayanıyorum.
Ve fiil, ayetin kendi fiiliyle aynı köktendir: yuhricü (çıkarır) — tuhracûn (çıkarılırsınız). Biri malum biri meçhul, aynı kök (خ-ر-ج).
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cümle benzetmeyi bir edatla değil, fiilin kendisiyle kuruyor. Delil ile sonuç aynı kelimeyi paylaşıyor.