وَيُعَلِّمُهُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ · وَرَسُولًا إِلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
Ve yüallimühü'l-kitâbe ve'l-hikmete ve't-Tevrâte ve'l-İncîl · Ve rasûlen ilâ benî İsrâîle ennî kad ci'tüküm bi-âyetin min rabbiküm ennî ahlüku leküm mine't-tîni ke-hey'eti't-tayri fe-enfühu fîhi fe-yekûnü tayran bi-iznillâh, ve ubriü'l-ekmehe ve'l-ebrasa ve uhyi'l-mevtâ bi-iznillâh, ve ünebbiüküm bimâ te'külûne ve mâ teddehırûne fî büyûtiküm, inne fî zâlike le-âyeten leküm in küntüm mü'minîn · Ve musaddikan limâ beyne yedeyye mine't-Tevrâti ve li-uhılle leküm ba'da'llezî hurrime aleyküm, ve ci'tüküm bi-âyetin min rabbiküm fe'ttekullâhe ve etîûn · İnnallâhe rabbî ve rabbüküm fa'büdûh, hâzâ sırâtun müstakīm
"Ona kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek · ve İsrâiloğullarına bir elçi olarak (gönderecek): 'Ben size Rabbinizden bir işaretle geldim. Sizin için çamurdan kuş biçiminde bir şey yapar, ona üflerim; Allah'ın izniyle kuş olur. Allah'ın izniyle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi de size haber veririm. İnanıyorsanız bunda sizin için bir işaret vardır.' · 'Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınanların bir kısmını helâl kılayım diye…' · 'Şüphesiz Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir; O'na kulluk edin. İşte dosdoğru yol budur.'"
Bu, bloğun en önemli dizim olgusudur ve doğrulanabilir: ifade kırk dokuzuncu ayette bi-iznillâh biçiminde iki kez geçer ve üçüncü fiil de aynı kayda bağlanır.
| Fiil | Kayıt |
|---|---|
| Fe-yekûnü tayran | بِإِذْنِ ٱللَّهِ |
| Ve ubriü'l-ekmehe ve'l-ebras | (aynı kayda bağlı) |
| Ve uhyi'l-mevtâ | بِإِذْنِ ٱللَّهِ |
Ve fiillerin özneleri kaydedilmelidir: hepsi birinci tekil şahıs — ahlüku, enfühu, ubriü, uhyî, ünebbiü. "Ben yaparım, ben üflerim, ben iyileştiririm, ben diriltirim."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir: cümlenin dizimi, iki şeyi aynı anda söylüyor. Fiiller reddedilmiyor — gerçekten yapılıyor. Ama fiillerin yetkisi her seferinde başka yere bağlanıyor. Ve bu, sûrenin bu bloktaki bütün meselesidir: Îsâ'nın yaptıkları inkâr edilmiyor; yaptıklarından çıkarılan sonuç sınırlanıyor.
Ve bloğun son cümlesi bunu açıkça yapıyor: innallâhe rabbî ve rabbüküm — "Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir." Cümle, konuşanı muhataplarıyla aynı tarafa koyuyor.
Bu cümle Kur'an'da birkaç kez, hep Îsâ'nın ağzında geçer (5/72, 5/117, 19/36, 43/64). Meryem 19/36'da işlendi. Oraya dayanıyorum.
Ve Ankebût 29/46'daki cümleyle karşılaştırılabilir: ve ilâhünâ ve ilâhüküm vâhid. İki cümle aynı işi yapıyor ve bu, sûrenin 64. ayetinde ayrıca ele alınacak.
İki kelime de Kur'an'da yalnız bu iki yerde (burada ve 5/110) geçer.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve zorlama bir bağ kurmuyorum: iki hastalık da görünür ve kalıcı olmalarıyla ortaktır. Biri doğuştandır, öteki deride izini taşır. Yani ikisi de gizlenemeyen ve alışılmış yollarla değişmeyen durumlardır.
STYLE gereği kaydediyorum: bu cümle, Kur'an'da başka bir yerde (Nisâ 4/160, En'âm 6/146) anılan bir hükümle ilişkilendirilir. Bu tefsirde o bağ üzerine fıkhî bir hüküm kurulmuyor; kaydedilecek olan, cümlenin kısmî bir değişiklikten söz ettiğidir.
Ve bloğun kapanış cümlesi kaydedilmeye değer: hâzâ sırâtun müstakīm. Terkip Fâtiha'de ayrıntılı işlendi. Tekrarlamıyorum. Ve sûrede bir kez daha, 101. ayette geçecek: ve men ya'tesım billâhi fe-kad hüdiye ilâ sırâtın müstakīm. İki geçiş, biri kıssanın içinde biri topluluğa hitapta.