وَلَا يَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَنَّمَا نُمْلِى لَهُمْ خَيْرٌ لِّأَنفُسِهِمْ
Ve lâ yahzünke'llezîne yüsâriûne fi'l-küfr, innehüm len yadurrullâhe şey'â… · İnne'llezîne'şteravü'l-küfra bi'l-îmâni len yadurrullâhe şey'en ve lehüm azâbün elîm · Ve lâ yahsebenne'llezîne keferû ennemâ nümlî lehüm hayrun li-enfüsihim, innemâ nümlî lehüm li-yezdâdû ismâ, ve lehüm azâbün mühîn · Mâ kânallâhu li-yezera'l-mü'minîne alâ mâ entüm aleyhi hattâ yemîze'l-habîse mine't-tayyib…
"İnkârda yarışanlar seni üzmesin; onlar Allah'a hiçbir zarar veremezler… · İmanı verip inkârı satın alanlar Allah'a hiçbir zarar veremezler… · İnkâr edenler, kendilerine süre tanımamızı kendileri için hayırlı sanmasınlar. Onlara ancak günahları artsın diye süre tanıyoruz… · Allah, müminleri bulunduğunuz hâl üzere bırakacak değildir — ta ki pisi temizden ayırsın."
Ve buraya ait olan şudur ve bir dizim gözlemidir: ayet aynı fiili iki kez kullanıyor ve ikisi arasına bir innemâ koyuyor.
| Cümle | Lafız | Ne yapıyor |
|---|---|---|
| Sanılan | Ennemâ nümlî lehüm hayrun li-enfüsihim | Sürenin lehte olduğu sanısı |
| Gerçek | İnnemâ nümlî lehüm li-yezdâdû ismâ | Sürenin işlevi |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki cümlenin ortak fiilidir: ayet, olgunun kendisini tartışmıyor — süre gerçekten verilmiştir. Tartıştığı şey, o olgunun nasıl okunacağıdır. Ve bu, sûrenin ح-س-ب kökünü altı kez kullanmasının sebebidir: sûre boyunca düzeltilen şey olgular değil, olgulardan çıkarılan sonuçlardır.
Ve bu fiil, 142. ayetteki güçlüğün cevabıdır. Orada ve lemmâ ya'lemillâhu denmişti ve "bilme" fiilinin anlamı üzerinde ihtilaf kaydedilmişti. Burada sûre kendi kelimesini veriyor: yemîze — ayırmak.
Bunu bir metin verisi olarak kaydediyorum: iki ayet aynı meseleyi iki ayrı fiille anlatıyor ve ikincisi birincisini açıklıyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir bağdır.
خَبِيث / طَيِّب — خ-ب-ث: kötü, pis, işe yaramaz. ط-ي-ب: hoş, temiz, iyi. Ve aynı ikili Bakara 2/267'de infak konusunda geçmişti. İki geçiş, iki ayrı alanda.