وَلَا تُجَٰدِلُوٓا۟ أَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ إِلَّا بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ إِلَّا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْهُمْ وَقُولُوٓا۟ ءَامَنَّا بِٱلَّذِىٓ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَأُنزِلَ إِلَيْكُمْ وَإِلَٰهُنَا وَإِلَٰهُكُمْ وَٰحِدٌ وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ
"Kitap ehliyle, en güzel olan yol dışında tartışmayın — içlerinden zulmedenler hariç. Ve deyin ki: 'Bize indirilene de size indirilene de inandık; bizim ilâhımız da sizin ilâhınız da birdir ve biz O'na teslim olmuş kimseleriz.'"
Emir bir yasak olarak değil, bir biçim şartı olarak kuruluyor: illâ billetî hiye ahsen — "en güzel olan dışında." Yani tartışma yasaklanmıyor; usulü belirleniyor.
Ve bu terkip Fussilet 41/34'te işlenmişti: idfa' billetî hiye ahsen — "en güzel olanla sav." Orada kaydedilen şey buraya taşınabilir: itme fiili duruyor, aracı değişiyor.
| Yer | Emir | Alan |
|---|---|---|
| Fussilet 41/34 | İdfa' billetî hiye ahsen | Kötülüğe karşılık |
| Ankebût 29/46 | Lâ tücâdilû … illâ billetî hiye ahsen | Tartışma |
Ve Ğâfir (Mü'min)'nin bütün omurgasının cidâl olduğu orada tablolanmıştı — orada kınanan şey dayanaksız tartışmaydı (bi-ğayri sultânin etâhüm). Burada da tartışma değil, tartışmanın biçimi konu ediliyor. İki sûre aynı yerde buluşuyor.
| Parça | Ne yapıyor |
|---|---|
| Âmennâ billezî ünzile ileynâ ve ünzile ileyküm | Ortak zemin — iki vahiy birlikte anılıyor |
| Ve ilâhünâ ve ilâhüküm vâhid | Ortak muhatap |
| Ve nahnü lehû müslimûn | Kendi konumunu bildirme |
Üç cümlenin üçü de ortaklıkla başlayıp kendi konumuyla bitiyor. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: söz, karşı tarafı reddederek değil, ortak olanı sayarak kuruluyor — ve ayrılık ancak sonda, iddia olarak değil bir tanım olarak söyleniyor.
STYLE gereği bir kayıt: illellezîne zalemû minhüm istisnası, bir topluluk hakkında toptan hüküm kurmaz — istisna edilen, zulmeden olarak vasfedilenlerdir. Minhüm (onlardan) edatı da bunu gösterir: grubun tamamı değil, bir kısmı. Hucurât ve Zuhruf'de aynı hassasiyet korunmuştu; burada da korunuyor.