وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰٓ أُمِّ مُوسَىٰٓ أَنْ أَرْضِعِيهِ فَإِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَأَلْقِيهِ فِى ٱلْيَمِّ وَلَا تَخَافِى وَلَا تَحْزَنِىٓ … وَأَصْبَحَ فُؤَادُ أُمِّ مُوسَىٰ فَٰرِغًا إِن كَادَتْ لَتُبْدِى بِهِۦ لَوْلَآ أَن رَّبَطْنَا عَلَىٰ قَلْبِهَا
"Mûsâ'nın annesine şöyle bildirdik: 'Onu emzir. Başına bir şey gelmesinden korktuğunda, onu suya bırak. Korkma ve üzülme; biz onu sana geri döndüreceğiz.'… Mûsâ'nın annesinin yüreği bomboş kaldı; eğer kalbini pekiştirmeseydik, neredeyse onu açığa vuracaktı."
| Sıra | İfade | Ne |
|---|---|---|
| 1 | Erdıîh | Emzir — olağan iş |
| 2 | Fe-izâ hıfti aleyh | Korkarsan — şart |
| 3 | Fe-elkīhi fi'l-yemm | Suya bırak — en tehlikeli görünen iş |
| 4 | Ve lâ tehâfî ve lâ tahzenî | İki yasak |
| 5 | İnnâ râddûhü ileyk | Vaat |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı sıradır: en riskli emir (çocuğu suya bırakmak) ortada duruyor ve öncesinde şart, sonrasında teselli ve vaat var. Yani emir çıplak bırakılmıyor.
وَلَا تَخَافِى وَلَا تَحْزَنِى — iki fiil iki ayrı zamana bakar: havf geleceğe, hüzn geçmişe. Bu ikili Ahkāf 46/13'te ve Fussilet 41/30'da işlendi; oraya dayanıyorum.
فُؤَاد — kök ف-ء-د: közün yakması; kalbin tutuşan, hareketli yönü. Kök Vâkıa, Necm ve Ahkāf 46/26'da işlendi.
فَارِغ — boş. Dilciler bu terkip için farklı izahlar verir: her şeyden boşalıp yalnız çocuğu düşünür hâle gelmek, ya da dayanacak gücü kalmamak.
رَبَطْنَا عَلَىٰ قَلْبِهَا — rabt: bağlamak, sıkıca tutturmak. Deyim, kalbi yerinde tutmak, dağılmasını engellemek anlamındadır.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: iki kelime bir arada bir resim kuruyor — boşalan bir kap ve bağlanan bir yürek. Ve fuâd ile kalb aynı ayette iki ayrı kelimeyle geçiyor: biri boşalıyor, öteki bağlanıyor.
Ve kıssanın düğümü buradadır: çocuğun hiçbir sütanneyi kabul etmemesi, onu annesine geri götüren sebep oluyor. Yani vaat (innâ râddûhü ileyk), olağan bir sebep zinciriyle gerçekleşiyor. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum.