28/43-51 — Kitap ve "sen orada değildin"
| Ayet | İfade |
|---|---|
| 44 | Ve mâ künte bi-cânibi'l-ğarbiyy |
| 45 | Ve mâ künte sâviyen fî ehli Medyen |
| 46 | Ve mâ künte bi-cânibi't-Tûri iz nâdeynâ |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: delil, bilginin kaynağı üzerine kuruluyor. Ve Ankebût 29/48'de aynı yöntem işlenmişti (ve mâ künte tetlû min kablihî min kitâb) — orada okuma ve yazmanın yokluğu delil yapılıyordu. İki sûre aynı delili iki ayrı yoldan kuruyor: biri eğitimin, öteki tanıklığın yokluğu.
وَلَٰكِنَّآ أَنشَأْنَا قُرُونًا فَتَطَاوَلَ عَلَيْهِمُ ٱلْعُمُرُ — tetâvele aleyhimü'l-umur: üzerlerinden uzun zaman geçti.
Bunu bir kayıt olarak veriyorum: ayet, aradaki mesafeyi açıkça söylüyor. Yani bilgi, kesintisiz bir aktarımla gelmiş olamaz — delilin ağırlığı buradan doğuyor.
وَلَقَدْ وَصَّلْنَا لَهُمُ ٱلْقَوْلَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ (51) — و-ص-ل kökü, II. bâb: birbirine ekleyerek, aralıksız ulaştırmak.
Kelimenin resmi kaydedilmeye değer: söz, tek seferde değil halka halka eklenerek ulaştırılmış. Ve Zuhruf ile Câsiye'de işlenen tasrîf (çevirip çevirip anlatma) kavramıyla aynı alandadır — biri tekrar, öteki süreklilik bildiriyor.