أَلَمْ تَرَ إِلَىٰ رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ ٱلظِّلَّ وَلَوْ شَآءَ لَجَعَلَهُۥ سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا ٱلشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلِيلًا · ثُمَّ قَبَضْنَٰهُ إِلَيْنَا قَبْضًا يَسِيرًا
"Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Dileseydi onu durgun kılardı. Sonra güneşi ona delil yaptık; sonra onu yavaş yavaş kendimize çektik."
Delilin seçimi kaydedilmeye değer ve kendi okumam olarak veriyorum: gölge, kendi başına bir varlığı olmayan şeydir. Ne tutulur ne ölçülür; yalnız bir başkasının varlığıyla vardır. Ayet, tam da bunu delil yapıyor.
Sâkin — hareketsiz. Yani gölgenin hareketi, kendiliğinden değil bir düzenlemenin sonucu olarak anılıyor.
Cümlenin kuruluşu tersine görünür ve dilciler bunun üzerinde durur: beklenen, gölgenin güneşe delil olmasıdır. Ayet tersini söylüyor: güneş, gölgeye delildir.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: gölgenin nereye düştüğü, güneşin nerede olduğuna bakılarak bilinir. Yani gölge okunmak istendiğinde bakılacak yer, gölgenin kendisi değil — kaynağıdır.
قَبْضًا يَسِيرًا — "yavaş yavaş, azar azar çekme". Yesîr — kolay, azar azar. Gölgenin gün boyunca çekilişi, ani bir kaldırma değil, fark edilmeyen bir geri alma olarak tarif ediliyor.
| Kelime | Kök | Ne |
|---|---|---|
| Libâs | ل-ب-س | Elbise — örten |
| Sübât | س-ب-ت | Kesilme, durma — uykunun tarifi |
| Nüşûr | ن-ش-ر | Yayılma, dirilme |
Bu üçlü Nebe' 78/9-11'de işlendi (ve cealnâ nevmeküm sübâtâ ve cealne'l-leyle libâsâ ve cealne'n-nehâra maâşâ). Tekrarlamıyorum.
Buradaki fark kaydedilmelidir: Nebe'de gündüz maâş (geçim) diye anılıyordu; Furkān'da nüşûr (yayılma/diriliş) deniyor. Ve nüşûr aynı zamanda dirilişin adıdır — yani gündüz, her sabah tekrarlanan küçük bir diriliş olarak adlandırılıyor.