يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لِيَسْتَـْٔذِنكُمُ ٱلَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُمْ وَٱلَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا۟ ٱلْحُلُمَ مِنكُمْ ثَلَٰثَ مَرَّٰتٍ مِّن قَبْلِ صَلَوٰةِ ٱلْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ ٱلظَّهِيرَةِ وَمِنۢ بَعْدِ صَلَوٰةِ ٱلْعِشَآءِ ثَلَٰثُ عَوْرَٰتٍ لَّكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌۢ بَعْدَهُنَّ طَوَّٰفُونَ عَلَيْكُم بَعْضُكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْءَايَٰتِ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Yâ eyyühe'llezîne âmenû li-yeste'zinkümü'llezîne meleket eymânüküm ve'llezîne lem yebluğu'l-hulüme minküm selâse merrât, min kabli salâti'l-fecri ve hîne tedaûne siyâbeküm mine'z-zahîrati ve min ba'di salâti'l-ışâ', selâsü avrâtin leküm, leyse aleyküm ve lâ aleyhim cünâhun ba'dehünn, tavvâfûne aleyküm ba'duküm alâ ba'd, kezâlike yübeyyinullâhu lekümü'l-âyât, vallâhu alîmun hakîm
"Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar ve içinizden henüz ergenlik çağına gelmemiş olanlar, üç vakitte sizden izin istesinler: sabah namazından önce, öğle sıcağında elbiselerinizi çıkardığınızda ve yatsı namazından sonra. Bunlar sizin için üç mahrem vakittir. Bunların dışında ne size ne onlara bir sakınca vardır; birbirinizin yanında dolaşırsınız. Allah size ayetlerini işte böyle açıklıyor. Allah bilendir, hikmet sahibidir."
| 24/27-29 | 24/58-59 | |
|---|---|---|
| Kimin girişi | Dışarıdan gelen | Evde yaşayan |
| Kapı | Evin dış kapısı | Oda kapısı |
| Zaman | Her zaman | Üç belirli vakit |
| Fiil | teste'nisû, yü'zene | li-yeste'zin, fe'l-yeste'zinû |
| Arada | — | Bütün nur bölümü (30-57) |
| Vakit | İfade | Ne olur |
|---|---|---|
| 1 | min kabli salâti'l-fecr | Sabah namazından önce — uykudan kalkma vakti |
| 2 | hîne tedaûne siyâbeküm mine'z-zahîra | Öğle sıcağında — dinlenme, elbise çıkarma vakti |
| 3 | min ba'di salâti'l-ışâ' | Yatsıdan sonra — yatma vakti |
ظَهِيرَة — kök ظ-ه-ر: öğle vakti, günün en sıcak saati. Kelime kökündeki "üste çıkmak" anlamıyla ilgilidir: güneşin en tepede olduğu vakit.
حُلُم — kök ح-ل-م: rüya; ve ergenlik. Hulm — rüya. Ve kelimenin ergenlik anlamı, dilcilerin kaydettiği bir kullanımdır.
Aynı kökten hilm (ağırbaşlılık, kendini tutma) de gelir ve Hucurât 49/6'da cehlin karşıtı olarak anılmıştı.
عَوْرَة — kök ع-و-ر. Ve kökün anlam kümesi geniştir; hepsini birleştiren şey bir eksiklik, bir açıklık, korunmasızlıktır.
Ve orada verilen türevler: a'ver (tek gözü görmeyen — bir tarafı eksik), âriye (ödünç alınan — kalıcı olarak sahip olunmayan).
Ve kelimenin buradaki kullanımı kayda değer ve dikkat çekicidir: ayet avreti bir zaman için kullanıyor.
Bu, kelimenin kök anlamıyla tam uyumludur ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: kökün merkezinde "korunmasızlık" vardır. Ve insan, günün üç vaktinde korunmasızdır. Kelime, bir yerin değil bir hâlin adı olarak kullanılıyor.
Cümlenin işlevi şudur ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: ayet bir kısıtlama getirdikten hemen sonra, kısıtlamanın niçin üç vakitle sınırlı olduğunu açıklıyor.
Sebep bir gerçekliktir: aynı evde yaşayan insanlar sürekli birbirinin yanından geçer. Her geçişte izin istemek, hayatı imkânsız kılar.
Ve ayet bunu bir mazeret olarak değil, normal bir hâl olarak anıyor: ba'duküm alâ ba'd — "biriniz ötekinin yanında".
Yirmi yedinci ayet başkasının evine girmeyi düzenlemişti. Elli sekizinci ayet, kendi evinde, kendi ailesiyle birlikte yaşayan insanların birbirine karşı mahremini düzenliyor.
Ve düzenlemenin muhatabı kayda değer: hizmetliler ve çocuklar. Yani ev içinde en az itiraz edebilecek konumdakiler.
Ayet, mahremiyeti bir yasak listesi olarak değil, üç vakit olarak kuruyor. Ve üç vaktin ortak noktası, kişinin kendini hazırlamamış olmasıdır.
Bunun bugünkü karşılığı, ayetin lafzından çıkarılabilecek bir ölçüdür: bir insanın kendini hazırlamadığı anlar vardır ve o anlar korunur. Ve bu anlar, gün boyu değil — sayılıdır.
Leyse aleyküm ve lâ aleyhim cünâhun ba'dehünn — kısıtlamanın dışındaki zaman açıkça serbest bırakılıyor.
Bu, sûrenin genel karakteridir ve yirmi dokuzuncu ayette kaydedilmişti: her kuralın yanına, kuralın uygulanmadığı yer de yazılıyor.