وَأَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ لَئِنْ أَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّ قُل لَّا تُقْسِمُوا۟ طَاعَةٌ مَّعْرُوفَةٌ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ
Ve aksemû billâhi cehde eymânihim le-in emertehüm le-yahrucünn, kul lâ tuksimû, tâatün ma'rûfeh, innallâhe habîrun bimâ ta'melûn
"Kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka çıkacaklarına dair var güçleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: 'Yemin etmeyin. Bilinen bir itaat (yeter). Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.'"
جَهْد — kök ج-ه-د: güç harcamak, zorlanmak. Cihâd, ictihâd aynı köktendir. Ve cehde eymânihim: yeminlerinin ulaşabileceği en son derece.
Ve kalıbın geçtiği yerlerin ortak noktası kayda değer ve bunu bir gözlem olarak veriyorum: ifade, Kur'an'da genellikle yeminin ardından gelen bir uyarıyla birlikte geçiyor.
Bu, sûrenin yirmi ikinci ayetiyle bir bağ kuruyor. Orada da bir yemin meselesi vardı: ve lâ ye'teli — birinci okumada "yemin etmesinler". İki ayette de yemin, bir davranışı sabitleme aracı olarak kullanılıyor ve iki ayette de reddediliyor.
| Ayet | Yemin ne için | Hüküm |
|---|---|---|
| 22 | Vermemeyi sabitlemek | Lâ ye'teli — yapmasınlar |
| 53 | Yapacağını ilan etmek | Lâ tuksimû — etmeyin |
Ve iki yasağın ortak mantığı şudur: yemin, bir sözü fiilin yerine koyma girişimidir. Sûre iki yerde de fiili istiyor.
| Okuma | Takdir | Anlamı |
|---|---|---|
| 1 | Ehâ tâatün ma'rûfe | "Sizden istenen, bilinen bir itaattir" |
| 2 | Tâatün ma'rûfetün emselü | "Bilinen bir itaat daha uygundur" |
| 3 | Li-tekün tâatün ma'rûfe | "Bilinen bir itaat olsun" |
مَعْرُوف — kök ع-ر-ف: bilmek, tanımak. Ve ma'rûf: bilinen, tanınan; ve oradan "iyilik" — herkesin iyi olduğunu bildiği şey.
Kelime, münkerin karşıtıdır ve münker bu sûrenin yirmi birinci ayetinde geçmişti (ye'müru bi'l-fahşâi ve'l-münker).
Ve ifadenin taşıdığı ölçü şudur ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: ma'rûf bir itaat, ölçüsü belli bir itaattir. Sözle abartılan değil, bilinen sınırlar içinde ve fiilen yapılan.