يُقَلِّبُ ٱللَّهُ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّأُو۟لِى ٱلْأَبْصَٰرِ · وَٱللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَآبَّةٍ مِّن مَّآءٍ فَمِنْهُم مَّن يَمْشِى عَلَىٰ بَطْنِهِۦ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِى عَلَىٰ رِجْلَيْنِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِى عَلَىٰٓ أَرْبَعٍ يَخْلُقُ ٱللَّهُ مَا يَشَآءُ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Yükallibullâhu'l-leyle ve'n-nehâr, inne fî zâlike le-ibraten li-üli'l-ebsâr · Vallâhu halaka külle dâbbetin min mâ', fe-minhüm men yemşî alâ batnihî ve minhüm men yemşî alâ ricleyni ve minhüm men yemşî alâ erba', yahlukullâhu mâ yeşâ', innallâhe alâ külli şey'in kadîr
"Allah gece ile gündüzü çevirip duruyor. Şüphesiz bunda, görebilenler için bir ibret vardır. Allah bütün canlıları sudan yarattı: kimi karnı üzerinde yürür, kimi iki ayağı üzerinde, kimi de dört ayağı üzerinde. Allah dilediğini yaratır. Allah her şeye gücü yetendir."
ق-ل-ب kökü otuz yedinci ayette çözümlendi. Ve orada tetekallebü'l-kulûbü ve'l-ebsâr — kalplerin ve gözlerin ters dönmesi anılmıştı.
| Ayet | Kalıp | Özne | Nesne |
|---|---|---|---|
| 37 | tetekallebü (V. bâb — dönüşlü) | Kalpler ve gözler | — |
| 44 | yükallibü (II. bâb — geçişli) | Allah | Gece ve gündüz |
| Ayet | Basar |
|---|---|
| 30-31 | yeğuddû min ebsârihim — bakışı indirin |
| 37 | tetekallebü … el-ebsâr — gözler ters döner |
| 40 | lem yeked yerâhâ — göremiyor |
| 43 | yezhebü bi'l-ebsâr — gözleri alır |
| 44 | li-üli'l-ebsâr — görebilenler için |
Ve son geçiş, kelimeyi bir yeterlilik olarak kullanıyor: ülü'l-ebsâr — "göz sahipleri, görebilenler".
Bu, Bakara 2/179'da kaydedilen kalıpla aynı cinstendir: orada ülü'l-elbâb (öz sahipleri) vardı ve şu kayıt düşülmüştü: "Üçü de kapasite değil, bir işlev ölçüyor."
Ve bu, sûrenin başındaki emirle halka kuruyor: otuzuncu ayette bakış indiriliyordu; kırk dördüncü ayette bakabilenler anılıyor.
عِبْرَة — kök ع-ب-ر: somut anlamı bir yerden bir yere geçmek, karşıya geçmek. Ubûr — geçiş; ma'ber — geçit; tâbir — rüyayı yorumlamak (görüntüden anlama geçmek); ibâre — bir sözün lafzı (anlamın üzerinden geçildiği köprü).
Kökün somut anlamı, kelimenin işini tam olarak veriyor ve bunu bir kök gözlemi olarak kaydediyorum: ibret almak, bir olayda kalmak değil — o olaydan bir başka yere geçmektir.
دَابَّة — kök د-ب-ب: yerde hareket etmek, yürümek. Debbe — yürüdü. Ve dâbbe: yeryüzünde hareket eden her canlı.
Kelimenin kapsamı geniştir: yalnız dört ayaklı hayvanlar değil, hareket eden bütün canlılar. Ayetin devamındaki üçlü sayım bunu doğruluyor.
| İzah | Muhtevası |
|---|---|
| 1. Bir madde bildirir | Canlıların yaratıldığı madde su |
| 2. Bir parça bildirir (teb'îz) | Suyun bir kısmından; ya da üreme suyu |
Ve bir usul kaydı: bu ayetten modern biyolojiye dair bir "önceden bildirme" iddiası çıkarılmıyor. Kur'an'ın suyu hayatın kaynağı olarak anması başka yerlerde de geçer (Enbiyâ 21/30) ve bu, metnin kendi içinde duran bir ifadedir.
Ayet, canlıları büyüklüğe, faydaya, yaşadığı yere ya da cinse göre değil — yürüyüşe göre ayırıyor. Ve bu, ayetin kelimesiyle uyumludur: dâbbe, kökü itibarıyla "yürüyen"dir.
Ve yahlukullâhu mâ yeşâ' cümlesi, sayımın kapalı olmadığını bildiriyor. Liste üçle sınırlı değil; ayet listeyi kendisi açık bırakıyor.