وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ
Ve levi'tteba'a'l-hakku ehvâehüm le-fesedeti's-semâvâtü ve'l-ardu ve men fîhinn, bel eteynâhüm bi-zikrihim fe-hüm an zikrihim mu'ridûn
"Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler, yer ve içindekiler bozulup giderdi. Hayır, biz onlara kendi zikirlerini getirdik; ama onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar."
Cümlenin öznesi olan el-hakkın ne olduğu üzerinde müfessirler ayrılır ve fark, delilin çalışma biçimini değiştirir:
| Okuma | El-Hakk ne | Cümlenin anlamı |
|---|---|---|
| 1 | Allah — el-Hakk isimlerinden biridir | "Eğer Allah onların arzularına uysaydı…" |
| 2 | Kur'an / vahiy | "Eğer vahiy onların arzularına göre gelseydi…" |
| 3 | Hak, gerçek, doğru olan — soyut | "Eğer gerçek onların arzularına tâbi olsaydı…" |
| 4 | Adalet / düzen | "Eğer düzen onların arzularına göre kurulsaydı…" |
Ve dördünde de delilin mantığı aynıdır ve bu kaydedilmelidir: arzuya tâbi olan bir düzen, düzen olmaktan çıkar. Çünkü arzular çoktur ve birbiriyle çelişir; hepsine birden uyulamaz.
ف-س-د kökü: bozulmak, düzeni gitmek. Fesâd — düzenin dağılması; ifsâd — bozma. Kelime Bakara 2/11-12'de ve Sâd 38/28'de işlendi.
Aynı fiille kurulmuş bir başka delil Enbiyâ 21/22'de işlendi: lev kâne fîhimâ âlihetün illa'llâhu le-fesedetâ, "eğer o ikisinde Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de bozulup giderdi." Oraya dayanıyorum.
| Enbiyâ 21/22 | Mü'minûn 23/71 | |
|---|---|---|
| Farazî şart | Birden çok ilâh | Hakkın arzuya uyması |
| Sonuç | Le-fesedetâ — ikisi de bozulurdu | Le-fesedeti's-semâvâtü ve'l-ardu ve men fîhinn |
| Kapsam | Gök ve yer | Gök, yer ve içindekiler |
| Neye karşı kuruluyor | Şirk | Hevâ |
Fark kaydedilmelidir: Enbiyâ'nın delili şirke, Mü'minûn'unki hevâya karşı kuruluyor. Ve Enbiyâ'daki cümle sübhânallâhi rabbi'l-arşi ammâ yasıfûn ile bitiyor; Mü'minûn'da aynı tenzih cümlesi yirmi ayet sonra, doksan birinci ayette gelecek.
Ve Mü'minûn'un kendi karşılığı doksan birinci ayette gelecek: lev kâne meahû min ilâhin izen le-zehebe küllü ilâhin bimâ halaka ve le-alâ ba'duhüm alâ ba'd. Yani sûre iki farazî delil kuruyor: biri hevâ üzerinden (71), öteki çokluk üzerinden (91). Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir eşleşmedir.
Kök Câsiye 45/23'te (e-fe-raeyte meni'ttehaze ilâhehû hevâhü) ayrıntılı işlendi — orada ilâhehû hevâhü terkibindeki iki okuma tablolanmıştı. Ve Furkān 25/43'te aynı cümle tekrar ele alındı ve orada Câsiye'deki çözümlemeye dayanılmıştı. Tekrarlamıyorum.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı bu çoğuldur: Câsiye'de hevâhü tekildi — bir kişinin arzusu. Burada çoğul: bir topluluğun arzuları. Ve delilin işlemesi tam bu çoğula bağlıdır: tek bir arzuya uyulabilir; birbiriyle çelişen arzuların hepsine birden uyulamaz. Bozulmanın gerekçesi budur.
| Yer | Kelime | Sayı | Sonuç |
|---|---|---|---|
| Câsiye 45/23 | Hevâhü | Tekil | Bireysel — mühürlenme |
| Furkān 25/43 | Hevâhü | Tekil | Bireysel — sorumluluk sınırı |
| Mü'minûn 23/71 | Ehvâehüm | Çoğul | Kozmik — göklerin ve yerin bozulması |
| Okuma | Zikruhüm ne |
|---|---|
| 1 | Kendilerine ait öğüt — onlar için indirilmiş hatırlatma |
| 2 | Kendilerinin şerefi/anılması — zikrin "ün, itibar" anlamı (Zuhruf 43/44'te ve innehû le-zikrun leke ve li-kavmik) |
| 3 | Kendi dillerinde gelen kitap |
İkinci okuma kaydedilmeye değer, çünkü cümleyi keskinleştirir: getirilen şey onların kendi itibarı ise, yüz çevirdikleri şey kendi lehlerine olandır.
Üçüncü ayette liste maddesi şuydu: ve'llezîne hüm ani'l-lağvi mu'ridûn — "boş sözden yüz çevirenler". Aynı kalıp burada aynen dönüyor: fe-hüm an zikrihim mu'ridûn.
| Ayet | Kalıp | Neyden yüz çevriliyor | Hüküm |
|---|---|---|---|
| 3 | Hüm ani'l-lağvi mu'ridûn | Boş söz | Vasıf |
| 71 | Hüm an zikrihim mu'ridûn | Kendi zikirleri | Kusur |
Birebir aynı dizim, aynı ism-i fâil, iki ayrı nesne. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve üçüncü ayette de kaydedilmişti.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum: sûre, kendi vasıf listesindeki bir kalıbı alıp karşı taraf için kullanıyor — ve nesneyi değiştiriyor. Fiil aynı; hükmü belirleyen şey, yüz çevrilen şeyin ne olduğu.