ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَٰشِعُونَ
Liste altı maddeden oluşuyor (2, 3, 4, 5, 8, 9) ve altısı da aynı dizimle kuruluyor. Bu, metinden sayılabilen bir olgudur:
| Ayet | Bağlaç | Zamir | Öne alınan öğe | Yüklem |
|---|---|---|---|---|
| 2 | Ellezîne | hüm | fî salâtihim | hâşiûn |
| 3 | Ve'llezîne | hüm | ani'l-lağvi | mu'ridûn |
| 4 | Ve'llezîne | hüm | li'z-zekâti | fâilûn |
| 5 | Ve'llezîne | hüm | li-fürûcihim | hâfizûn |
| 8 | Ve'llezîne | hüm | li-emânâtihim ve ahdihim | râûn |
| 9 | Ve'llezîne | hüm | alâ salavâtihim | yuhâfizûn |
Altı maddenin altısında da mütemmim (câr-mecrûr) yükleminin önüne alınmış. Arapçada öne alma (takdîm) tahsis ve vurgu bildirir; dilciler bunu düzenli olarak kaydeder.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu altı katlı düzenliliktir: cümleler "huşû duyarlar", "yüz çevirirler" demiyor; "namazlarında — huşû duyarlar", "boş sözden — yüz çevirirler" diyor. Yani her maddede önce alan belirleniyor, sonra o alandaki tavır. Liste, tavırların değil alanların listesi olarak da okunabilir hâle geliyor.
Ve ikinci bir düzenlilik var: altı maddenin beşi isim (ism-i fâil), yalnız sonuncusu fiildir — yuhâfizûn. Bu fark dokuzuncu ayette ayrıca işlenecek.
Kökün somut anlamı dilcilerce şöyle verilir: alçalmak, çökmek, sesin kısılması, gözün önüne eğilmesi. Aynı kökten:
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| خَشَعَ | Alçaldı, boyun eğdi, sesini kıstı |
| خَاشِعَة | Kurumuş, çökmüş toprak (Fussilet 41/39 — terâ'l-arda hâşiaten) |
| خُشُوع | Sesin ve bakışın alçalması; içteki eğilmenin dışa vuran hâli |
Fussilet 41/39'da kökün toprak için kullanılışı işlendi (yağmurdan önce çökmüş, sonra kabaran toprak) ve Nâziât'de hâşia (79/9 — ebsârun yevmeizin hâşia) geçti.
Kökün iki yönü kaydedilmelidir ve bu, dilcilerin ortak tarifidir: huşû' hem içeride hem dışarıda olan bir şeydir. Sesin kısılması ve bakışın inmesi görünen taraftır; kalbin eğilmesi görünmeyen taraf. Kelime ikisini birden karşılar.
Bir. Edat fîdir — "içinde". Huşû namazın yanında değil, içinde aranıyor. Zarf, namazı bir kap gibi kuruyor.
İki. Salât tekildir. Dokuzuncu ayette aynı kelime çoğul gelecek (salavâtihim). Bu fark tesadüfî sayılamayacak kadar düzenlidir ve dokuzuncu ayette tablolanacak.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum, dayanağı tekil-çoğul karşıtlığıdır: ikinci ayet bir namazın içine bakıyor — kılınmakta olan namaza. Dokuzuncu ayet namazların tamamına bakacak.