أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَٰكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
Kökün somut anlamı dilcilerce şöyle verilir: bir şeyi amaçsızca karıştırmak, elle oynayıp durmak. Abise bi-şey' — bir şeyle boşuna oynadı, karıştırdı. Ve buradan abes — hiçbir amaca bağlanmayan iş.
Kök dizinde ilk kez burada çözümleniyor. Kelime Kur'an'da iki yerde geçer: Şuarâ 26/128 (e-tebnûne bi-külli rîin âyeten ta'besûn) ve bu ayet.
Duhân 44/38'de (ve mâ halakne's-semâvâti ve'l-arda ve mâ beynehümâ lâibîn) ayrıntılı işlendi. Orada kaydedilenler:
Ve Duhân'de aynı cümlenin Enbiyâ 21/16'da da geçtiği bir lafız kaydı olarak verilmişti; o ayet Enbiyâ 21/16-18'de işlendi. İkisine de dayanıyorum.
| Kelime | Kök | Dilcilerin verdiği fark |
|---|---|---|
| لَعِب | ل-ع-ب | Oyun — bir amacı vardır (haz, eğlence), ama ciddi değildir |
| عَبَث | ع-ب-ث | Boş iş — hiçbir amacı yoktur |
| Yer | Olumsuzlanan hâl | Nesne | Kim hakkında |
|---|---|---|---|
| Duhân 44/38 | Lâibîn — oyun oynayanlar olarak | Gökler ve yer | Yaratan — mâ halaknâ |
| Enbiyâ 21/16 | Lâibîn | Gök, yer ve arası | Yaratan |
| Mü'minûn 23/115 | Abesen — boş yere | Siz — insan | Muhatabın zannı — e-fe-hasibtüm |
Üç. Kelime farkı. Ötekilerde laib (oyun), burada abes (boş iş). Ve dilcilerin kaydettiği ayrıma göre abes daha ağırdır: oyunda bir maksat vardır, abeste hiç yoktur.
Dört — ve bu kaydedilmeye değer: Duhân ve Enbiyâ yaratanın hâlini olumsuzluyor; Mü'minûn yaratılanın durumunu soruyor. Halaknâküm abesen — "sizi boş yere". Yani soru, insanın kendi varlığının anlamı hakkında.
| Ayet | Cümle | Neyi sanmak |
|---|---|---|
| 55 | E-yahsebûne ennemâ nümiddühüm bihî min mâlin ve benîn… | Verilenin lütuf olduğunu |
| 115 | E-fe-hasibtüm ennemâ halaknâküm abesâ | Yaratılışın boş olduğunu |
| 117 | Fe-innemâ hisâbühû inde rabbih | Hesap — kökün isim hâli |
Ve iki soru da aynı kalıpla kuruluyor: ennemâ + fiil. Yani sûre iki büyük zannı aynı dille sorguluyor: biri hayatın içindeki verilenler hakkında, öteki hayatın kendisi hakkında.
| Ayet | Cümle | Kim istiyor / ne söyleniyor |
|---|---|---|
| 99 | Rabbi'rciûn | Dünyaya dönmeyi istiyorlar |
| 115 | İleynâ lâ türceûn | Bize döndürülmeyeceklerini sanıyorlar |
| 60 | Ennehüm ilâ rabbihim râciûn | Mü'minlerin bildiği — Rablerine döneceklerini |
Üç geçiş de metinden doğrulanabilir. Ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı bu üçlü dağılımdır:
Altmışıncı ayette dönüş, kalpleri titreten bir bilgidir. Yüz on beşinci ayette aynı dönüşün inkârı bir zan olarak sorulur. Doksan dokuzuncu ayette ise dönüş, artık istenen ama verilmeyen şeydir.
Ve dizim kaydedilmelidir: ileynâ öne alınmış (takdîm) — "bize — döndürülmeyeceğinizi". Vurgu, dönüşün kime olduğunda.