فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ · وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فِى جَهَنَّمَ خَٰلِدُونَ
Fe-men sekulet mevâzînühû fe-ülâike hümü'l-müflihûn · Ve men haffet mevâzînühû fe-ülâike'llezîne hasirû enfüsehüm fî cehenneme hâlidûn
"Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Tartıları hafif gelenler ise kendilerini ziyana uğratanlardır; cehennemde kalıcıdırlar."
Kelime Kâria 101/6-9'da (fe-emmâ men sekulet mevâzînüh · ve emmâ men haffet mevâzînüh) ayrıntılı işlendi ve orada Zilzâl'in zerresiyle birleştirildiği kaydedilmişti. Tekrarlamıyorum.
| Yer | Ağır | Hafif |
|---|---|---|
| Kâria 101/6-9 | Fe-emmâ men sekulet mevâzînüh fe-hüve fî îşetin râdıye | Ve emmâ men haffet mevâzînüh fe-ümmühû hâviye |
| Mü'minûn 23/102-103 | Fe-men sekulet mevâzînühû fe-ülâike hümü'l-müflihûn | Ve men haffet mevâzînühû fe-ülâike'llezîne hasirû enfüsehüm |
Ortak lafız birebirdir; farklı olan sonuç cümleleridir. Bu, iki metinden doğrulanabilir bir örtüşmedir.
Ve fark kaydedilmelidir: Kâria sonucu bir mekânla veriyor (îşetin râdıye / hâviye); Mü'minûn bir adla veriyor (el-müflihûn / hasirû enfüsehüm).
| Ayet | Cümle | Kip | Kim |
|---|---|---|---|
| 1 | Kad efleha'l-mü'minûn | Mâzî — olmuş | Mü'minler |
| 102 | Fe-ülâike hümü'l-müflihûn | İsm-i fâil — sıfat | Tartısı ağır gelenler |
| 117 | İnnehû lâ yüflihu'l-kâfirûn | Muzâri olumsuz | Kâfirler |
Üç geçiş de metinden doğrulanabilir. Ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı bu üçlü dağılımdır:
Birinci ayet hükmü verir — mü'minler kurtuldu. Yüz ikinci ayet hükmün nasıl anlaşılacağını gösterir — tartıda. Yüz on yedinci ayet hükmün olumsuzunu koyar.
Yani sûre, açılışında verdiği hükmü sonunda bir ölçüye bağlıyor. Ve ölçü, ilk on bir ayette sayılan vasıflar değil — tartı.
Ve Haşr'de felâh ile fevz arasında bir ayrım kaydedilmişti:
Felâh, dokuzuncu ayette cimrilikten korunanlar için kullanılmıştı — yani dünyada bir iç işleme. Fevz ise burada, sonucu bildiren ayette. Biri süreci, diğeri varışı adlandırıyor.
Oraya dayanıyorum. Ve bu sûrede iki kelime de bulunuyor: felâh (1, 102, 117) ve fevz (111 — ennehüm hümü'l-fâizûn). Yani Haşr'de kurulan ayrım bu sûrede de sınanabilir hâlde: felâh sûrenin iki ucunda ve tartı sahnesinde, fevz ise sabredenlerin karşılığında.
خ-س-ر kökü otuz dördüncü ayette işlendi. Orada karşı taraf şöyle demişti: ve lein eta'tüm beşeran misleküm inneküm izen le-hâsirûn.
Bunu bir dizim gözlemi olarak veriyorum: otuz dördüncü ayette zararın nesnesi söylenmemişti; burada söyleniyor.