وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِى ٱللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَٰبٍ مُّنِيرٍ · ثَانِىَ عِطْفِهِۦ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ · ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّٰمٍ لِّلْعَبِيدِ
Ve mine'n-nâsi men yücâdilü fi'llâhi bi-ğayri ilmin ve lâ hüden ve lâ kitâbin münîr · Sâniye ıtfihî li-yudılle an sebîlillâh · Lehû fi'd-dünyâ hızyün ve nüzîkuhû yevme'l-kıyâmeti azâbe'l-harîk · Zâlike bimâ kaddemet yedâke ve enna'llâhe leyse bi-zallâmin li'l-abîd
"İnsanlardan öylesi de vardır ki, ne bir bilgiye, ne bir yol göstericiye, ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmadan Allah hakkında tartışır; yanını çevirerek, Allah yolundan saptırmak için. Dünyada ona bir rezillik vardır; kıyamet gününde de ona yakıcı azabı tattıracağız. 'Bu, senin ellerinin önden gönderdiği yüzündendir; Allah kullara asla haksızlık edici değildir.'"
| Reddedilen dayanak | Ne olurdu |
|---|---|
| İlm | Kendi bilgisi |
| Hüden | Yol gösteren biri — dışarıdan rehberlik |
| Kitâbin münîr | Yazılı, aydınlatıcı bir metin |
Üçlü, bilginin bütün kaynaklarını kapatıyor ve bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: insan bir görüşü ya kendi tahkikiyle, ya bir öğreticiden, ya da bir metinden alır. Ayet üçünü de teker teker eliyor. Geriye tek şey kalıyor ve o da bir sonraki kelimede: duruş.
ث-ن-ي kökü: bükmek, katlamak, iki kat etmek. İsneyn (iki), tesniye (ikileme), istisnâ (bir şeyi ayırıp bükmek) aynı kökten.
عِطْف — kök ع-ط-ف: eğilmek, bükülmek, yana meyletmek. Itf, insanın böğrü, yanı, omuz-boyun hattıdır. Atfe — dönemeç. Aynı kökten âtıfe (şefkat — birine doğru eğilme) gelir.
Terkip birebir şudur: "yanını büken". Yani konuşurken bedenini yana çevirmek, omzunu döndürmek, dinlemez bir duruş almak.
İkisi de aynı beden hareketini tarif ediyor; biri sebebe, öteki sonuca bakıyor. Tercih dayatmıyorum.
Ve terkibin ayetteki yeri kaydedilmeye değer: üç bilgi kaynağı reddedildikten hemen sonra geliyor. Yani dayanak yerine duruş konuyor.
Fussilet 41/51'de aynı cinsten bir beden tarifi işlenmişti: nee bi-cânibih — "yanını uzaklaştırdı". Aynı bölge (yan, böğür), aynı hareket. Oraya dayanıyorum. Fark şudur: Fussilet'te bu hareket nimet verildiğinde yapılıyordu; burada tartışma sırasında.
Onuncu ayette bir dizim hareketi var ve kaydedilmelidir: dokuzuncu ayet üçüncü şahısla konuşuyordu (lehû, nüzîkuhû). Onuncu ayet birden ikinci şahsa geçiyor: bimâ kaddemet yedâke — "senin ellerinin".
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı zamir değişimidir: anlatım boyunca kişi uzaktan tarif ediliyordu; hüküm anında doğrudan karşısına geçiliyor. Genel bir portre, tek bir muhataba dönüşüyor.
| İzah | Gerekçe |
|---|---|
| 1 | Mübalağa, çoğul olan abîd (kullar) sebebiyledir: çok sayıda kula yapılan zulüm, çok zulüm olur |
| 2 | Mübalağa nefyin kapsamını genişletir: azı bile yoksa çoğu hiç yoktur |
İkisini de aktarıyorum, tercih dayatmıyorum. Aynı terkip Fussilet 41/46'da da geçmişti (ve mâ rabbüke bi-zallâmin li'l-abîd).