وَلَا يَزَالُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى مِرْيَةٍ مِّنْهُ حَتَّىٰ تَأْتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغْتَةً أَوْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَقِيمٍ · ٱلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِّلَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ
Ve lâ yezâlü'llezîne keferû fî miryetin minhü hattâ te'tiyehümü's-sâatü bağteten ev ye'tiyehüm azâbü yevmin akīm · El-mülkü yevmeizin lillâhi yahkümü beynehüm · Fe'llezîne âmenû ve amilü's-sâlihâti fî cennâti'n-naîm · Ve'llezîne keferû ve kezzebû bi-âyâtinâ fe-ülâike lehüm azâbün mühîn
"İnkâr edenler, kıyamet ansızın gelinceye ya da o kısır günün azabı kendilerine gelinceye kadar ondan yana kuşku içinde olmayı sürdürürler. O gün mülk Allah'ındır; aralarında O hükmeder. İman edip iyi işler yapanlar nimet bahçelerindedir. İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar için ise alçaltıcı bir azap vardır."
ع-ق-م kökü: kısırlık, doğurmama. Akīm — çocuk doğurmayan; ve dilciler kökte "kapanma, tıkanma" anlamını da kaydeder (ukme — rahmin kapalı olması).
Kelime rüzgâr için de kullanılır: er-rîha'l-akīm (Zâriyât 51/41) — hiçbir şey bitirmeyen, faydası olmayan rüzgâr.
| İzah | Anlam |
|---|---|
| A | Ardından bir gün gelmeyen gün — kendinden sonrasını doğurmayan |
| B | İçinde hayır bulunmayan gün — kısır rüzgâr gibi |
Kendi okumam olarak şunu ekliyorum, dayanağı kökün anlamıdır: her gün bir sonraki günü "doğurur"; günlerin dizisi budur. Kısır gün, dizinin kesildiği gündür. Ve bu, kırk yedinci ayetteki zaman tartışmasını kapatıyor: orada süre uzuyordu, burada süre bitiyor.
مِرْيَة — kök م-ر-ي: şüphe, tereddüt; ve sağmak (merâ — memeyi sağdı). Dilciler bağı şöyle kurar: şüphe eden, meseleyi evirip çevirir; sağan da memeyi tekrar tekrar çeker. Bu bağlantıyı nakledildiği şekliyle aktarıyorum.
Kelimenin ayırt edici yanı: şekkten farklı olarak mirye, sürdürülen bir şüphedir. Ve ayet bunu fiille de söylüyor: lâ yezâlü — "sürekli olarak".
Arapçada haberin (yüklem) öne alınması hasr (sınırlama) bildirir. Burada tersi var: mübtedâ önde, ama lillâh câr-mecrûru yüklem konumunda ve vurgulu.
Bunu bir gramer gözlemi olarak kaydediyorum: cümle, mülkün o gün başkasında olmadığını bildiriyor. Ve bu, sûrenin kırk birinci ayetiyle bağlanıyor: orada ve lillâhi âkıbetü'l-umûr denmişti. İki cümle aynı işi yapıyor: iktidarın sonuçta kime ait olduğu.
عَذَابٌ مُّهِين — ه-و-ن kökü on sekizinci ayette geçmişti (ve men yühini'llâh). Aynı kök, biri fiil biri sıfat.