Tafsir LabUsulGitHubEnglish

Hac 55-57. ayetler

Kur'an · 22. sûre: Hac · 55-57. ayetler

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

22/55-57

وَلَا يَزَالُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى مِرْيَةٍ مِّنْهُ حَتَّىٰ تَأْتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغْتَةً أَوْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَقِيمٍ · ٱلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِّلَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ

Ve lâ yezâlü'llezîne keferû fî miryetin minhü hattâ te'tiyehümü's-sâatü bağteten ev ye'tiyehüm azâbü yevmin akīm · El-mülkü yevmeizin lillâhi yahkümü beynehüm · Fe'llezîne âmenû ve amilü's-sâlihâti fî cennâti'n-naîm · Ve'llezîne keferû ve kezzebû bi-âyâtinâ fe-ülâike lehüm azâbün mühîn

"İnkâr edenler, kıyamet ansızın gelinceye ya da o kısır günün azabı kendilerine gelinceye kadar ondan yana kuşku içinde olmayı sürdürürler. O gün mülk Allah'ındır; aralarında O hükmeder. İman edip iyi işler yapanlar nimet bahçelerindedir. İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar için ise alçaltıcı bir azap vardır."

يَوْمٍ عَقِيمٍ — "kısır gün"

ع-ق-م kökü: kısırlık, doğurmama. Akīm — çocuk doğurmayan; ve dilciler kökte "kapanma, tıkanma" anlamını da kaydeder (ukme — rahmin kapalı olması).

Kelime rüzgâr için de kullanılır: er-rîha'l-akīm (Zâriyât 51/41) — hiçbir şey bitirmeyen, faydası olmayan rüzgâr.

Buradaki terkip yevmün akīm — "kısır gün".

Klasik tefsirlerde iki izah nakledilir:

İzahAnlam
AArdından bir gün gelmeyen gün — kendinden sonrasını doğurmayan
Bİçinde hayır bulunmayan gün — kısır rüzgâr gibi

İkisini de aktarıyorum, tercih dayatmıyorum.

Kendi okumam olarak şunu ekliyorum, dayanağı kökün anlamıdır: her gün bir sonraki günü "doğurur"; günlerin dizisi budur. Kısır gün, dizinin kesildiği gündür. Ve bu, kırk yedinci ayetteki zaman tartışmasını kapatıyor: orada süre uzuyordu, burada süre bitiyor.

مِرْيَة — kök م-ر-ي: şüphe, tereddüt; ve sağmak (merâ — memeyi sağdı). Dilciler bağı şöyle kurar: şüphe eden, meseleyi evirip çevirir; sağan da memeyi tekrar tekrar çeker. Bu bağlantıyı nakledildiği şekliyle aktarıyorum.

Kelimenin ayırt edici yanı: şekkten farklı olarak mirye, sürdürülen bir şüphedir. Ve ayet bunu fiille de söylüyor: lâ yezâlü — "sürekli olarak".

ٱلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِّلَّهِ

Cümlenin dizimi kaydedilmelidir: el-mülkü başta, lillâh sonda.

Arapçada haberin (yüklem) öne alınması hasr (sınırlama) bildirir. Burada tersi var: mübtedâ önde, ama lillâh câr-mecrûru yüklem konumunda ve vurgulu.

Bunu bir gramer gözlemi olarak kaydediyorum: cümle, mülkün o gün başkasında olmadığını bildiriyor. Ve bu, sûrenin kırk birinci ayetiyle bağlanıyor: orada ve lillâhi âkıbetü'l-umûr denmişti. İki cümle aynı işi yapıyor: iktidarın sonuçta kime ait olduğu.

عَذَابٌ مُّهِينه-و-ن kökü on sekizinci ayette geçmişti (ve men yühini'llâh). Aynı kök, biri fiil biri sıfat.


Bu bölümde çözümlenen kökler

م-ر-ي

Hac sûresinin tamamı