وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِٱلْعَذَابِ وَلَن يُخْلِفَ ٱللَّهُ وَعْدَهُۥ وَإِنَّ يَوْمًا عِندَ رَبِّكَ كَأَلْفِ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ · وَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَمْلَيْتُ لَهَا وَهِىَ ظَالِمَةٌ ثُمَّ أَخَذْتُهَا وَإِلَىَّ ٱلْمَصِيرُ
Ve yesta'cilûneke bi'l-azâbi ve len yuhlifa'llâhu va'deh · Ve inne yevmen ınde rabbike ke-elfi senetin mimmâ teuddûn · Ve keeyyin min karyetin emleytü lehâ ve hiye zâlimetün sümme ehaztühâ ve ileyye'l-masîr
"Senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Allah vaadinden dönmez. Rabbinin katında bir gün, sizin saydığınızdan bin yıl gibidir. Nice şehre, zulmederken süre tanıdım, sonra onu yakaladım. Dönüş banadır."
Ve cevap, zamanın kendisini tartışmaya açıyor: ke-elfi senetin mimmâ teuddûn — "sizin saydığınızdan bin yıl gibi."
Kayıt kaydedilmelidir: mimmâ teuddûn. Sayan taraf belirtiliyor. Yani ayet "bin yıl" derken bir mutlak süre bildirmiyor; insanın sayma birimine göre bir karşılaştırma yapıyor.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum, dayanağı bu kayıttır: cümle bir zaman uzunluğu bildirmiyor, iki ölçek arasındaki farkı bildiriyor. Ve benzetme edatı (kâf) da bunu destekliyor: ke-elfi senetin — "bin yıl gibi", "bin yıl" değil.
Meâric 70/4'te başka bir sayı geçer (elli bin yıl) ve Secde 32/5'te yine bin yıl geçer. Sayıların farklılığı üzerinde klasik tefsirlerde durulmuştur ve çeşitli izahlar nakledilir. Bu tefsirde bu sayılardan bir hesap çıkarılmıyor; STYLE gereği sayı hesabı yapılmaz. Kaydedilen tek şey, üç ayette de aynı işin yapıldığıdır: insanın zaman ölçüsünün mutlak sayılmaması.
Fiil kırk dördüncü ayette de geçmişti: fe-emleytü li'l-kâfirîn. Burada tekrarlanıyor ve bu, metinden doğrulanabilir bir halkadır.