وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلضُّرُّ وَأَنتَ أَرْحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ · فَٱسْتَجَبْنَا لَهُۥ فَكَشَفْنَا مَا بِهِۦ مِن ضُرٍّ وَءَاتَيْنَٰهُ أَهْلَهُۥ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةً مِّنْ عِندِنَا وَذِكْرَىٰ لِلْعَٰبِدِينَ
Ve Eyyûbe iz nâdâ rabbehû ennî messeniye'd-durru ve ente erhamü'r-râhımîn · Fe'stecebnâ lehû fe-keşefnâ mâ bihî min durrin ve âteynâhu ehlehû ve mislehüm meahüm rahmeten min indinâ ve zikrâ li'l-âbidîn
"Eyyûb'u da an: hani Rabbine seslenmişti: 'Bana bu dert dokundu; sen merhametlilerin en merhametlisisin.' · Biz de ona karşılık verdik, üzerindeki derdi kaldırdık; ailesini ve onlarla birlikte bir mislini ona verdik — katımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir hatırlatma olarak."
"Eyyûb, derdi şeytana nispet ediyor: messeniye'ş-şeytân. Ama seslendiği kişi Rabbidir: nâdâ rabbeh. […] Yani cümlede bir sitem yok."
| Sâd 38/41-44 | Enbiyâ 21/83-84 | |
|---|---|---|
| Açılış | ve'zkür abdenâ Eyyûb — "kulumuz" | ve Eyyûbe — sıfatsız, bağlaçla |
| Fiil | iz nâdâ rabbeh | iz nâdâ rabbeh |
| Dert kime nispet | eş-şeytân — messeniye'ş-şeytânü bi-nusbin ve azâb | Kimseye — messeniye'd-durr |
| Dua nasıl bitiyor | (Bitmiyor; cevap doğrudan geliyor) | ve ente erhamü'r-râhımîn |
| Cevap | urkud bi-riclike — bir emir | fe'stecebnâ lehû fe-keşefnâ — bir fiil |
| Aile | ve vehebnâ lehû ehlehû ve mislehüm | ve âteynâhu ehlehû ve mislehüm |
| Kime hatırlatma | zikrâ li-üli'l-elbâb — akıl sahiplerine | zikrâ li'l-âbidîn — kulluk edenlere |
Birincisi: Sâd'da dert şeytana nispet edilir; Enbiyâ'da hiç kimseye nispet edilmez. Messeniye'd-durr — "bana dert dokundu". Fâil söylenmiyor.
İkincisi: Enbiyâ'da dua bir sıfatla bitiyor: ve ente erhamü'r-râhımîn. Bu, dizinin kalıbıdır ve seksen dokuzuncu ayette bir kez daha görülecek.
Üçüncüsü ve en dikkat çekici olanı: aynı hatırlatma, iki sûrede iki ayrı topluluğa yöneltiliyor — üli'l-elbâb ve el-âbidîn. Biri akla, öteki kulluğa bakıyor. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki sûrenin lafzıdır ve sûrelerin genel dokusuna da uyuyor: Enbiyâ âbidîn kelimesini dizide iki kez daha kullanıyor (73: ve kânû lenâ âbidîn; 106: li-kavmin âbidîn).
| Parça | Ne bildiriyor |
|---|---|
| ennî messeniye'd-durr | Durum tespiti — bende olan şey |
| ve ente erhamü'r-râhımîn | Muhatabın sıfatı — sende olan şey |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı cümlenin öğeleridir: dua, iki hâli yan yana koymakla yetiniyor. Ve seksen dördüncü ayet, karşılığın geldiğini söylüyor: festecebnâ lehû.
Ve bu yapı, seksen yedinci ayette (Yûnus) bir kez daha görülecek — orada da talep yoktur. İki dua da isteksizdir ve ikisine de aynı cümleyle cevap verilir. Sûre içinde doğrulanabilir bir olgudur.
ٱلضُّرّ — kök ض-ر-ر: zarar, sıkıntı, bedene ya da hâle isabet eden kötülük. Ve kelime belirlidir: ed-durr. Nahivciler belirliliği "bilinen dert" ya da "cins" olarak açıklar; ayrıntısı verilmiyor.
Keşefnâ — ك-ش-ف kökü: üstünü açmak, örtüyü kaldırmak. Ve fiilin resmi kaydedilmeye değer: dert yok edilmiyor, üstü açılıp kaldırılıyor. Dert, üzerine örtülmüş bir şey gibi tasavvur edilmiş.