وَنُوحًا إِذْ نَادَىٰ مِن قَبْلُ فَٱسْتَجَبْنَا لَهُۥ فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ · وَنَصَرْنَٰهُ مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمَ سَوْءٍ فَأَغْرَقْنَٰهُمْ أَجْمَعِينَ
Ve Nûhan iz nâdâ min kablü fe'stecebnâ lehû fe-necceynâhu ve ehlehû mine'l-kerbi'l-azîm · Ve nasarnâhu mine'l-kavmi'llezîne kezzebû bi-âyâtinâ innehüm kânû kavme sev'in fe-ağraknâhüm ecmaîn
"Nûh'u da an: hani daha önce seslenmişti de biz ona karşılık vermiş, onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık. · Âyetlerimizi yalanlayan topluluğa karşı ona yardım ettik. Onlar gerçekten kötü bir topluluktu; hepsini boğduk."
Ve dizinin dört nidâsından birincisi burada. Sesleniş içeriği verilmiyor — yalnız fiil ve karşılığı kaydediliyor: nâdâ → festecebnâ leh.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: dizinin ilk seslenişi içeriksizdir. Kalıp önce kurulup, sonraki üçünde doldurulacak.
ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ — kerb — kök ك-ر-ب. Dilcilerin verdiği anlam: göğsü daraltan, nefesi tıkayan tasa. Kürbe — sıkıntı; mekrûb — sıkıntıya boğulmuş. Ve kökün bir başka türevi kerebe'ş-şems — güneşin batmaya yaklaşması: bir şeyin yaklaşıp sıkıştırması.
Nasara fiili Arapçada normalde alâ ile gelir: nasarahû alâ adüvvih — "onu düşmanına karşı destekledi."
Nahivcilerin izahı: fiil, tazmîn yoluyla başka bir fiilin anlamını yüklenmiştir — menea (korudu) ya da neccâ (kurtardı). Yani cümle "ona karşı yardım ettik" değil, "onu o topluluktan kurtardık" anlamını taşıyor.
Bunu bir dil verisi olarak kaydediyorum. Ve siyak bunu doğruluyor: bir önceki ayette necceynâhu (kurtardık) fiili zaten geçmişti.