وَلُوطًا ءَاتَيْنَٰهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَٰهُ مِنَ ٱلْقَرْيَةِ ٱلَّتِى كَانَت تَّعْمَلُ ٱلْخَبَٰٓئِثَ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمَ سَوْءٍ فَٰسِقِينَ · وَأَدْخَلْنَٰهُ فِى رَحْمَتِنَآ إِنَّهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Ve Lûtan âteynâhu hukmen ve ilmen ve necceynâhu mine'l-karyetilletî kânet ta'melü'l-habâis, innehüm kânû kavme sev'in fâsikīn · Ve edhalnâhu fî rahmetinâ innehû mine's-sâlihîn
"Lût'a da bir hüküm ve bir bilgi verdik. Onu, çirkin işler yapan o şehirden kurtardık. Onlar gerçekten kötü ve yoldan çıkmış bir topluluktu. · Onu rahmetimizin içine aldık. O, iyilerdendi."
Aynı iki kelime, beş ayet arayla. Sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve yetmiş dokuzuncu ayette işleyeceğim, çünkü orada belirleyici bir iş görüyor.
Hükm — ح-ك-م kökü: ayırmak, karar vermek; kökün somut anlamı dizginlemek (hakeme — atın gemi). İlm — bilmek. İkisinin bir arada verilmesi, karar ile bilginin ayrı iki şey olduğunu bildiriyor.
ٱلْخَبَٰٓئِث — kök خ-ب-ث: kötü, pis, iğrenç olan. Karşıtı tayyibtir. Ve kelime çoğul ve belirlidir: el-habâis. Ayet fiilin ne olduğunu söylemiyor — Kur'an'ın başka yerlerinde bu kavmin durumu ayrıntılandırılır. Bu sûre vermiyor; ben de vermiyorum.
Ve dizim nüktesi: şehir bir fiil cümlesi ile niteleniyor: kânet ta'melü'l-habâis. Yani şehir, adıyla değil yaptığıyla anılıyor — sûrenin on birinci ayetindeki karyetin kânet zâlimeh ile aynı kalıp. Sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
قَوْمَ سَوْءٍ — ve bu terkip sûrede iki kez geçiyor: 74 (Lût'un kavmi) ve 77 (Nûh'un kavmi). Aynı iki kelime, iki ayrı topluluk için. Sayılabilir bir olgudur.
وَأَدْخَلْنَٰهُ فِى رَحْمَتِنَا — ve bu cümle de sûrede iki kez geçiyor: 75 (Lût) ve 86 (İsmâil, İdrîs, Zülkifl). Birebir aynı lafızla.
Ve fî harfi kaydedilmeye değer: edhalnâhu fî rahmetinâ — "rahmetimizin içine aldık". Rahmet, bir mekân gibi tasavvur ediliyor: girilen bir yer.