وَنَضَعُ ٱلْمَوَٰزِينَ ٱلْقِسْطَ لِيَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَإِن كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِّنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا وَكَفَىٰ بِنَا حَٰسِبِينَ
Ve nedau'l-mevâzîne'l-kısta li-yevmi'l-kıyâmeti fe-lâ tuzlemü nefsün şey'â, ve in kâne miskāle habbetin min hardalin eteynâ bihâ, ve kefâ binâ hâsibîn
"Kıyamet günü için adalet terazilerini kurarız; hiç kimseye zerre kadar haksızlık edilmez. Bir hardal tanesi ağırlığınca bile olsa, onu getiririz. Hesap görücü olarak biz yeteriz."
و-ز-ن kökü ve mîzân kelimesi Hadîd 57/25'te işlendi. Orada üç şeyin birlikte indirildiği tablolanmıştı: kitap, mîzân, demir — ve mîzân ölçünün aleti olarak kaydedilmişti. Oraya dayanıyorum.
Mîzân, mif'âl kalıbındadır ve bu kalıp Arapçada alet ismi kurar (miftâh — anahtar, misbâh — lamba). Yani kelime, ölçme işini yapan araçtır.
| Görüş | Mevâzîn neyin çoğulu | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Mîzânın çoğulu | Teraziler — birden çok terazi |
| 2 | Mevzûnun çoğulu | Tartılan şeyler — ameller |
| 3 | Çoğul, çokluk ve heybet bildirmek için | Tek terazi, çoğul lafız |
| Hadîd 57/25 | Enbiyâ 21/47 | |
|---|---|---|
| Kelime | el-mîzân — tekil | el-mevâzîn — çoğul |
| Fiil | enzelnâ — indirdik | nedau — koyarız/kurarız |
| Ne zaman | Dünyada — elçilerle birlikte | Kıyamet gününde |
| Ne için | li-yekūme'n-nâsü bi'l-kıst — insanlar adaleti ayakta tutsun | fe-lâ tuzlemü nefsün şey'â — kimseye haksızlık olmasın |
Ve ortak kelime kısttır: ikisinde de aynı kök. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin ortak kelimesi ve zıt zamanlarıdır: aynı ölçü, bir kez insana veriliyor, bir kez insanın üzerine kuruluyor.
ٱلْقِسْطَ — mansûbdur ve mevâzînin sıfatıdır. Ve bir gramer nüktesi: kıst masdardır; masdarla sıfatlama Arapçada mübalağa bildirir. "Adaletli teraziler" değil, "adaletin kendisi olan teraziler".
| Okuma | Lâm nedir | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Fî anlamında | "Kıyamet gününde kurarız" |
| 2 | Ta'lîl (gerekçe) | "Kıyamet günü için kurarız" |
"Hardal tanesi, o günün mutfağında bilinen en küçük tanelerden biridir. Yani ölçü, dinleyicinin elleyebileceği bir şeyden alınmış."
| Lokmân 31/16 | Enbiyâ 21/47 | |
|---|---|---|
| Kim söylüyor | Lokmân, oğluna — öğüt içinde | Metin — hesap sahnesi içinde |
| Ölçü | miskāle habbetin min hardal | miskāle habbetin min hardal |
| Nerede saklı | fî sahratin ev fi's-semâvâti ev fi'l-ard — üç saklanma yeri | Söylenmiyor |
| Fiil | ye'ti bihâ'llâh — Allah onu getirir | eteynâ bihâ — biz onu getiririz |
| Kapanış sıfatı | inna'llâhe latîfun habîr | ve kefâ binâ hâsibîn |
Birincisi fiilin şahsıdır: Lokmân üçüncü şahısla konuşuyor (ye'ti bihâllâh), çünkü konuşan bir insandır. Enbiyâ birinci çoğul kullanıyor (eteynâ bihâ), çünkü konuşan metnin kendisidir. Aynı fiil (أ-ت-ي, IV. bâb), iki ayrı ağızda.
Lokmân latîf ve habîr ile bitiyor: en ince yere ulaşan ve haberdar olan. Ayetin konusu orada bulmaktı.
Yani aynı ölçü birimi, iki ayrı işlem için kullanılıyor: Lokmân'da bilginin kapsamını, Enbiyâ'da terazinin hassasiyetini gösteriyor.
وَكَفَىٰ بِنَا حَٰسِبِينَ — ve hâsibîn, sûrenin birinci ayetindeki hisâbühüm ile aynı köktendir: ح-س-ب.
| Ayet | İfade | Kim |
|---|---|---|
| 1 | iktarabe li'n-nâsi hisâbühüm | İnsanlar — hesabı yaklaşan |
| 47 | ve kefâ binâ hâsibîn | Hesabı görecek olan |
Sûre, kırk yedi ayet önce yaklaştığını söylediği şeyin sahibini burada adlandırıyor. Ve üçüncü blok bu cümleyle kapanıyor; hemen ardından peygamber dizisi başlıyor.