2/84-85 — Kitabın bir kısmına inanmak
"Birbirinizin kanını dökmeyecek, birbirinizi yurdunuzdan çıkarmayacaksınız diye söz almıştık… Sonra siz birbirinizi öldürüyor, bir kısmınızı yurdundan çıkarıyorsunuz… Esir olarak geldiklerinde ise fidye verip kurtarıyorsunuz — oysa onları çıkarmak size zaten haramdı."
- Birini yurdundan çıkarıyor — bu haramdı.
- Sonra o kişi esir düşünce fidye verip kurtarıyor — bu farzdı.
Yani iki hükümden biri tutuluyor, diğeri çiğneniyor. Ve tutulan hüküm, tutulması maliyetsiz ya da itibar getiren olandır; çiğnenen ise çıkara aykırı olandır.
أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ ٱلْكِتَٰبِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ "Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?"
Bu cümle, bu tefsirde daha önce işlenen bütün örüntülerin adını koyuyor. Kelimeyi değiştirmek (2/59), yasağın etrafından dolaşmak (2/65), emri sorularla yıpratmak (2/67-71), metni kenarından eğmek (2/75) — hepsi aynı işi yapıyordu: metnin işine gelen kısmını almak.
Ve dikkat edin: bu tavır dinden çıkmak değildir. Aksine, dinin içinde kalmayı gerektirir — çünkü ancak içeride kalan biri "bir kısmına" inanabilir. Ayetin tarif ettiği kişi, kendisini dindar sayan kişidir. Seçmenin ölçüsü ise metin değil, kişinin kendi menfaatidir; metin yalnızca onaylayıcı olarak kullanılır.
Bu, dinî bilgiye sahip olan herkes için sürekli açık bir kapıdır. Kitabın tamamına inanmanın tek pratik göstergesi, aleyhine olan hükmü de tutmaktır — çünkü lehe olan hükmü tutmak, iman gerektirmez.