2/23-24 — Meydan okuma
"Kulumuza indirdiğimizden şüphe içindeyseniz, haydi onun benzeri bir sûre getirin; Allah'tan başka şahitlerinizi de çağırın, doğru söylüyorsanız. Bunu yapamazsanız — ki asla yapamayacaksınız — yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakının."
İkinci ayette "onda rayb yoktur" denmişti. Burada aynı kelime geri geliyor: "siz rayb içindeyseniz."
İki cümle yan yana konunca sûrenin kurduğu yapı ortaya çıkıyor: kuşku kitapta yok, kuşku sizde. Ve iddia boş bırakılmıyor — bir test öneriliyor.
Ayrıca dikkat: kuşku için yine fî (içinde) harfi kullanılıyor. Beşinci ayette gördüğümüz örüntü sürüyor — olumsuz haller "içinde" olunan şeylerdir.
Peygamber'den söz edilirken kullanılan kelime "kulumuz"dur. Bu, Kur'an'ın tutarlı bir tercihidir; Mi'râc anlatılırken de aynı kelime kullanılır: "Kulunu geceleyin yürüten…" (İsrâ 17/1).
Yani en yüksek makamların anıldığı yerde bile unvan "kul"dur. Peygamberlik, kulluğun üstünde bir mertebe değil; kulluğun içinde bir görevdir.
Arapçada aynı kökten iki farklı kalıp var ve Kur'an ikisini de kullanır: enzele ve nezzele. İkincisi (burada kullanılan), fiilin parça parça, tekrarlanarak yapıldığını bildirir. Kur'an'ın yirmi üç yıla yayılarak inmesi, kelimenin kalıbında kayıtlı.
Kur'an bu meydan okumayı birden çok yerde, farklı ölçeklerde yapar: bir söz getirin (Tûr 52/34), on sûre getirin (Hûd 11/13), bir sûre getirin (Bakara 2/23; Yûnus 10/38). Klasik yorum bunu kademeli bir daralma olarak okur — talep gittikçe küçültülmüş, buna rağmen karşılanmamıştır. Ancak bu sûrelerin nüzul sırası kesin olarak bilinmediğinden, "önce çok istendi sonra aza indi" şeklindeki kronolojik kurgu bir varsayımdır; bunu belirtmek gerekiyor.
Burada dürüst olmak gerekiyor. Bu iddia edebî bir iddiadır ve edebî üstünlük yargıları kısmen özneldir; bir metnin "eşsiz" olduğunu laboratuvar ölçüsüyle kanıtlamak mümkün değildir. Kur'an'ın kendi delili tarihseldir: bu meydan okuma, dilin en usta kullanıcıları olan ve reddetmek için her sebebi bulunan bir topluluğa yapılmış, o topluluk metni taklitle değil silahla karşılamayı seçmiştir.
Bu delil ciddiye alınmayı hak eder ama tek başına kapatıcı değildir. Kanaatimce iddianın en savunulabilir yanı üslup güzelliği değil, bütünlüktür: yirmi üç yıla, sürekli değişen şartlara, savaş ve barışa, zafer ve kayba yayılmış bir metnin dil, ölçü ve iç tutarlılığını koruması. Bunu bir hüküm olarak değil, kendi değerlendirmem olarak yazıyorum.
وَلَن تَفْعَلُوا۟ — "asla yapamayacaksınız". Arapçada len, geleceğe dönük kesin olumsuzluktur. Bir metnin kendi hakkında böyle bir hüküm vermesi, kendisini sürekli bir sınamaya açık bırakması demektir.