وَٱتْلُ مَآ أُوحِىَ إِلَيْكَ مِن كِتَابِ رَبِّكَ … وَٱصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِٱلْغَدَوٰةِ وَٱلْعَشِىِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُۥ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا
"Sabah akşam Rablerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranlarla birlikte sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerin onlardan kaymasın."
Fiil kaydedilmelidir: lâ ta'dü — kök ع-د-و: aşmak, geçip gitmek. Yani "onlara bak" denmiyor; gözün onlardan kaymasın deniyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: cümle bir bakışın yönünü düzeltiyor. Ve yasağın gerekçesi de belirtiliyor: türîdü zînete'l-hayâti'd-dünyâ.
Zînetü'l-hayâti'd-dünyâ terkibi sûrenin yedinci ayetinde geçmişti (innâ cealnâ mâ ale'l-ardı zîneten lehâ). Ve kırk altıncı ayette bir kez daha gelecek (el-mâlü ve'l-benûne zînetü'l-hayâti'd-dünyâ). Üç geçiş, sûre içinde doğrulanabilir bir örgüdür.
Abese'de aynı mesele işlendi (gelen âmâ ile ilgilenilmeyip ileri gelene yönelme) ve orada kaydedilen çizgi buraya taşınabilir: muhatabın seçiminde ölçünün konumdan alınması. Oraya dayanıyorum.
بِٱلْغَدَوٰةِ وَٱلْعَشِىِّ — iki uç vakit. Ğâfir (Mü'min) 40/55 ve Meryem 19/11'de aynı ikili işlendi.
Arapçada bu kalıp (fe'l-yü'min … fe'l-yekfür) emir değil, serbest bırakma ve sonucu bildirme olarak anlaşılır. Zümer 39/15'te (fa'büdû mâ şi'tüm min dûnih) aynı yapı işlendi; oraya dayanıyorum.
Ve hemen ardından sonuç geliyor: innâ a'tednâ li'z-zâlimîne nârâ. Yani serbestlik, sonuçsuz bırakılmıyor.