وَلَا تَقْتُلُوٓا۟ أَوْلَٰدَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلَٰقٍ
Ve lâ taktülû evlâdeküm haşyete imlâk, nahnü nerzukuhüm ve iyyâküm, inne katlehüm kâne hıt'en kebîrâ
"Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek, gerçekten büyük bir suçtur."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı sıralamadır: ayet, çocuk öldürmeyi bir ahlâk maddesi olarak değil, bir para hesabının sonucu olarak konumlandırıyor. Gerekçe zaten ayetin içinde: haşyete imlâk — yoksulluk korkusu.
إِمْلَٰق — kök م-ل-ق: elde bir şey kalmamak, tamamen tükenmek. Dilciler kökü "yumuşayıp erimek" ile de ilişkilendirir.
Tekvîr'deki mev'ûde bahsine dayanma
Tekvîr 81/8-9'da (ve ize'l-mev'ûdetü suilet · bi-eyyi zenbin kutilet) bu konu işlendi ve orada bu ayete zaten işaret edilmişti. Orada düşülen kayıt aynen geçerlidir ve oraya dayanıyorum:
İsrâ 17/31 ve En'âm 6/151 "evlatlarınız" der — cinsiyet belirtmez. Kur'an iki ayrı olguyu ayırıyor gibi duruyor: yoksulluk sebebiyle çocuk öldürme, ve utanç sebebiyle kız öldürme. Tekvîr'deki mev'ûde müennestir ve ikincisini adlandırıyor.
| Yer | Kelime | Cinsiyet | Sebep |
|---|---|---|---|
| Tekvîr 81/8 | El-mev'ûde | Müennes — kız | Utanç |
| İsrâ 17/31 | Evlâdeküm | Belirsiz — çocuklar | Yoksulluk korkusu |
Ve Tekvîr'de orada kaydedilen bir başka şey de burada işliyor: Tekvîr'de soru öldürülene soruluyordu (bi-eyyi zenbin kutilet — "hangi suçtan dolayı öldürüldün?"). Burada ise hitap doğrudan öldürenedir. Aynı olgu, iki sûrede iki ayrı muhataba.
Ve aynı hüküm En'âm 6/151'de tersine sıralanır: nahnü nerzukuküm ve iyyâhüm — "sizi de onları da".
| Yer | Sıra | Bağlam |
|---|---|---|
| En'âm 6/151 | Siz → onlar | Min imlâkin — fiilen yoksulluk |
| İsrâ 17/31 | Onlar → siz | Haşyete imlâk — yoksulluk korkusu |
Klasik tefsirlerde bu farkın, iki durumun farklılığına bağlandığı nakledilir: fiilen yoksul olan kişi önce kendi geçimini düşünür, korkan kişi ise henüz var olmayan bir yükü düşünür. Bu izahı nakledilen bir açıklama olarak aktarıyorum; ancak iki ayetin sıralamasının farklı olması, metinden doğrulanabilir bir veridir.
خِطْـًٔا — kök خ-ط-أ: hedefi ıskalamak, yanılmak; ve kasten suç işlemek. Dilciler hıt' ve hatâ' arasındaki farkı kaydeder: birincisi kasıt içerir, ikincisi kasıtsızlık.
Ayette hıt' kalıbının seçilmesi kaydedilmeye değer: kelime, işi bir "yanılma" olmaktan çıkarıp bilerek yapılan bir suç olarak adlandırıyor.