وَيَدْعُ ٱلْإِنسَٰنُ بِٱلشَّرِّ دُعَآءَهُۥ بِٱلْخَيْرِ وَكَانَ ٱلْإِنسَٰنُ عَجُولًا
İki fiil değil, tek fiil ve bir karşılaştırma var: yed'û bi'ş-şerri — şerre dua ediyor; duâehû bi'l-hayr — hayra duası gibi.
Yani ayet iki ayrı davranıştan söz etmiyor. Tek davranışın iki yöne aynı hevesle işlediğini söylüyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı benzetmenin kendisidir: ayet insanın kötü şey istediğini söylemiyor — iyi bir şey ister gibi istediğini söylüyor. Yani problem niyet değil, ayırt edememedir. İnsan, istediği şeyin sonunu görmüyor.
Kök dizinde birkaç yerde geçti: Neml 27/46'da (lime testa'cilûne bi's-seyyieti kable'l-hasene) X. bâbıyla, Sâd 38/16'da (accil lenâ kıttanâ) bir alay cümlesinde, Ankebût 29/53-54'te azabın acele istenmesi olarak, Meryem 19/84'te (fe-lâ ta'cel aleyhim) Peygamber'e yöneltilen bir yasak olarak işlendi.
Enbiyâ şu an dizinde yalnız 21/1-9 aralığını kapsıyor; 21/37'deki hulika'l-insânü min acel ayeti henüz çözümlenmiş değildir. Bu yüzden burada kökü kendi başına ele alıyorum ve o ayete yalnız bir Kur'an içi karşılaştırma olarak işaret ediyorum.
Acûl kalıbı (fa'ûl), Arapçada mübalağa bildirir: işi çok yapan, huyu o olan. Yani ayet "insan acele etti" demiyor; "insanın huyu acelecidir" diyor.
| Yer | İfade | Ne diyor |
|---|---|---|
| İsrâ 17/11 | Ve kâne'l-insânü acûlâ | Huy — mübalağa kalıbı |
| Enbiyâ 21/37 | Hulika'l-insânü min acel | Yaratılış — maddesi acele |
İki ayet aynı şeyi iki ayrı dille söylüyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir örtüşmedir ve Enbiyâ ayeti sırası geldiğinde ayrıca çözümlenecektir.
Ayetin bulunduğu yer kaydedilmeye değer: bir önceki ayet âhireti anmıştı. Sonraki ayet gece ile gündüzü, yani zamanı anacak.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: acelecilik, zamanla ilgili bir kusurdur — ve ayet iki zaman ayeti arasına yerleşmiş. Âhiret uzak, gece-gündüz düzenli; acele eden insan ise ikisini de bekleyemiyor.