وَلَا تَشْتَرُوا۟ بِعَهْدِ ٱللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا إِنَّمَا عِندَ ٱللَّهِ هُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ · مَا عِندَكُمْ يَنفَدُ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ بَاقٍ وَلَنَجْزِيَنَّ ٱلَّذِينَ صَبَرُوٓا۟ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Ve lâ teşterû bi-ahdillâhi semenen kalîlâ, innemâ ındallâhi hüve hayrun leküm in küntüm ta'lemûn · Mâ ındeküm yenfedü ve mâ ındallâhi bâk, ve le-necziyenne'llezîne saberû ecrahüm bi-ahseni mâ kânû ya'melûn
"Allah'ın ahdini az bir bedele değişmeyin. Allah katındaki sizin için daha hayırlıdır — bir bilseydiniz. · Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katındaki ise kalıcıdır. Sabredenlere, yaptıklarının en güzeliyle karşılığını mutlaka vereceğiz."
| Sizin yanınızdaki | Allah katındaki | |
|---|---|---|
| İfade | Mâ ındeküm | Mâ ındallâh |
| Yüklem | Yenfedü — fiil, muzâri | Bâkin — isim, ism-i fâil |
Arapçada fiil cümlesi oluş ve yenilenme, isim cümlesi sabitlik ve süreklilik bildirir. Dilciler bunu düzenli olarak kaydeder.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum, dayanağı iki yüklemin kalıbıdır: ayet, tükenişi sürmekte olan bir eylem olarak, kalıcılığı ise bir hâl olarak veriyor. Yani fark, iki nesnenin miktarında değil — birinin işlemekte, ötekinin durmakta olmasında.
ن-ف-د kökü: bir şeyin sonuna gelmek, bitmek. Kök Lokmân 31/27'de (mâ nefidet kelimâtullâh) işlendi; oraya dayanıyorum. Ve orada tükenmeyen şey kelimât idi; burada tükenmeyen şey Allah katındakidir.
بِأَحْسَنِ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ — ve karşılığın ölçüsü kaydedilmelidir: yaptıklarının en güzeliyle.
Bir gözlem olarak veriyorum: ölçü, yapılanın ortalaması değil en iyisi. Ve bu, doksanıncı ayetteki ihsân kelimesiyle aynı köktendir (ح-س-ن). Yani sûre, ihsanı emrettikten sonra karşılığı da aynı kökten bir kelimeyle veriyor.