وَيَوْمَ نَبْعَثُ فِى كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيدًا عَلَيْهِم مِّنْ أَنفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَهِيدًا عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ تِبْيَٰنًا لِّكُلِّ شَىْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرَىٰ لِلْمُسْلِمِينَ
Ve yevme neb'asü fî külli ümmetin şehîden aleyhim min enfüsihim ve ci'nâ bike şehîden alâ hâülâ', ve nezzelnâ aleyke'l-kitâbe tibyânen li-külli şey'in ve hüden ve rahmeten ve büşrâ li'l-müslimîn
"Her ümmet içinde, kendilerinden bir şahidi aleyhlerine çıkaracağımız gün, seni de şunların üzerine şahit getireceğiz. Sana kitabı, her şeyin açıklaması, bir yol gösterici, bir rahmet ve teslim olanlar için bir müjde olarak indirdik."
| 84. ayet | 89. ayet | |
|---|---|---|
| Edat | Neb'asü min külli ümmetin | Neb'asü fî külli ümmetin |
| Kayıt | (yok) | Aleyhim min enfüsihim |
| Devamı | Azap sahnesi | Ve ci'nâ bike şehîden |
| Kapanış | Lâ hüm yüsta'tebûn | Kitabın nitelikleri |
Edat farkı kaydedilmelidir ve dilciler bunun üzerinde durur: min "içinden" bildirir; fî "içinde" bildirir. İki edat da aynı şeye yakın bir anlam verir, ama ikincisinde şahidin ümmetin içinde bulunması vurgulanır.
Ve seksen dokuzuncu ayet bunu açıkça söylüyor: min enfüsihim — "kendilerinden". Yani şahit, dışarıdan getirilen biri değil.
Ve kelimenin kalıbı kaydedilmelidir: tibyân — tif'âl vezninde masdar. Dilciler bu veznin mübalağa bildirdiğini kaydeder: tibyân, açıklamanın en tam hâli.
| Görüş | Li-külli şey' neyi kapsar |
|---|---|
| 1 | Dinî hükümler ve gerekli bilgiler — bağlam bunu gerektirir |
| 2 | Hidayete dair her şey — kitabın kendi konusu içinde her şey |
| 3 | Mutlak kapsam — sınır konmadan |
Ama dizim bakımından bir kayıt düşülmelidir ve bunu bir gözlem olarak veriyorum: tibyân kelimesi cümlede yalnız değil; ardından üç nitelik daha geliyor — hüden, rahmeten, büşrâ. Ve üçü de belirli bir alana bakıyor: yol gösterme, merhamet, müjde. Terkibin kapsamı, yanındaki üç kelimeyle birlikte okunduğunda daralıyor. Bu bir gözlemdir; ihtilafta bir tercih değil.
| Nitelik | Ne | Kime |
|---|---|---|
| Tibyânen li-külli şey' | Açıklama | (kayıtsız) |
| Ve hüden | Yol gösterme | (kayıtsız) |
| Ve rahmeten | Rahmet | (kayıtsız) |
| Ve büşrâ | Müjde | Li'l-müslimîn — kayıtlı |
Yalnız sonuncusunun muhatabı belirtilmiş. Bir gözlem olarak veriyorum: açıklama, yol gösterme ve rahmet kayıtsız; müjde ise teslim olanlara. Yani ilk üçü herkese açık bırakılmış.
Ve altmış dördüncü ayette aynı sıralamanın kısası vardı: ve hüden ve rahmeten li-kavmin yü'minûn. Sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve burada bir nitelik daha ekleniyor.