وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُم مِّمَّا خَلَقَ ظِلَٰلًا وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلْجِبَالِ أَكْنَٰنًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَٰبِيلَ تَقِيكُمُ ٱلْحَرَّ وَسَرَٰبِيلَ تَقِيكُم بَأْسَكُمْ كَذَٰلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُۥ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ
Vallâhu ceale leküm mimmâ halaka zılâlen ve ceale leküm mine'l-cibâli eknânen ve ceale leküm serâbîle tekīkümü'l-harra ve serâbîle tekīküm be'seküm, kezâlike yütimmü ni'metehû aleyküm lealleküm tüslimûn
"Allah, yarattıklarından size gölgeler yaptı; dağlarda sizin için barınaklar var etti; sizi sıcaktan koruyan gömlekler ve savaşta koruyan zırhlar verdi. İşte O, nimetini size böyle tamamlıyor — belki teslim olursunuz."
Ayet dört kez ceale leküm diyor (üçü bu ayette, biri seksenincide) ve sonunda bütün sayımı tek cümleyle kapatıyor.
| Sıra | Verilen | Neye karşı |
|---|---|---|
| 1 | Zılâlen — gölgeler | Güneşe |
| 2 | Eknânen — barınaklar | (belirtilmemiş) |
| 3 | Serâbîle tekīkümü'l-harr | Sıcağa |
| 4 | Serâbîle tekīküm be'seküm | Kendi şiddetinize |
Dördüncü madde kaydedilmelidir ve bu, ayetin en dikkat çekici yeridir: be'seküm — "sizin şiddetiniz".
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı zamirin kendisidir: ilk üç madde dış etkilere karşıdır — güneş, sığınak ihtiyacı, sıcak. Dördüncüsünde zamir muhataba dönüyor. Sûre, nimet sayımının son maddesinde, insanın insana yaptığından korunmayı da bir nimet olarak sayıyor.
Ve bu, sûrenin bütünüyle uyumludur: dördüncü ayette insan hasîmun mübîn (apaçık tartışmacı) diye adlandırılmıştı. Seksen birinci ayette o tartışmanın vardığı yerden korunma sayılıyor.
Kaydedilmelidir: kırk sekizinci ayette gölgeler bir delil olarak sayılmıştı (yetefeyyeü zılâlühû … süccedel lillâh). Seksen birinci ayette aynı kelime bir nimet olarak sayılıyor.
| Ayet | Zılâl | İşi |
|---|---|---|
| 48 | Yetefeyyeü zılâlühû … süccedâ | Delil — boyun eğişin işareti |
| 81 | Ceale leküm mimmâ halaka zılâlâ | Nimet — korunma |
Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve sûrenin karakteristik hareketidir: aynı olgu iki kez, iki ayrı sütunda sayılıyor. Su için de aynısı yapılmıştı (10 ve 65).
أَكْنَان — kinnin çoğulu, kök ك-ن-ن: örtmek, saklamak, korumak. Meknûn — saklı (Kur'an'da inci için kullanılır); kinâne — ok kılıfı. Kelime "içine girilip saklanılan yer" demektir.
سَرَابِيل — sirbâlin çoğulu: gömlek, üste giyilen giysi. Dilciler kelimenin Arapçaya başka bir dilden geçmiş olabileceğini kaydeder; bu bir ihtimal olarak nakledilir, kesin bir hüküm olarak değil.
Ve ikinci serâbîl için kullanılan ifade kaydedilmelidir: tekīküm be'seküm. Müfessirler bunu genellikle zırh olarak açıklar — nitekim Kur'an'da başka bir yerde zırh yapımı anılır (Enbiyâ 21/80: ve allemnâhü san'ate lebûsin leküm li-tuhsıneküm min be'siküm). Bu ayetle örtüşme kaydedilmeye değer ve iki ayet de aynı kelimeyi kullanıyor: be'seküm.
| Kelime | Kök | Ne söylüyor |
|---|---|---|
| Yütimmü | ت-م-م | Tamamlıyor — sürüyor, bitmiş değil |
| Ni'metehû | ن-ع-م | Tekil — on sekizinci ayetteki gibi |
| Tüslimûn | س-ل-م | Teslim olma — gaye |
Ve fiil kaydedilmelidir: yütimmü — muzâri. Yani tamamlama bitmiş bir iş değil; sürüyor. Bu, on sekizinci ayetteki lâ tuhsûhâ (sayamazsınız) hükmüyle doğrudan bağlantılıdır ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: sayılamamasının sebebi, listenin hâlâ uzuyor olmasıdır.
Ve gaye fiili sûrenin kapanış fiillerinden farklıdır. Yukarıda tablolanan yedi kapanışın hepsi bilişsel ya da imanî fiillerdi (düşünmek, akletmek, hatırlamak, işitmek, inanmak). Bu sekizincisi bir tavır fiilidir: tüslimûn — teslim olmak.
Rûm 30/46'da aynı ayrım kaydedilmişti: ve min âyâtihî dizisinin ayrılan halkası bir karşılık fiiliyle bitiyordu (teşkürûn). Nahl'de sayım bir teslim fiiliyle bitiyor.
Kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağım fiillerin dizisidir: sûre saymaya düşünme ile başlıyor, teslim ile bitiriyor. Ve arada yedi ayrı fiil sayılıyor. Yani sayım, bir bilgi işleminden bir tavır değişikliğine doğru ilerliyor.