وَٱللَّهُ أَخْرَجَكُم مِّنۢ بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْـًٔا وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Vallâhu ahraceküm min butûni ümmehâtiküm lâ ta'lemûne şey'en ve ceale lekümü's-sem'a ve'l-ebsâra ve'l-ef'ideh, lealleküm teşkürûn
"Allah sizi annelerinizin karınlarından, hiçbir şey bilmez hâlde çıkardı ve size kulaklar, gözler ve kalpler verdi — şükredesiniz diye."
Bu üçlü dizinde birçok yerde işlendi ve Secde 32/9'da dört halkalı bir tablo kurulmuştu. Oraya dayanıyorum ve tabloyu buradan genişletiyorum:
| Yer | Cümle | Üçlünün işi |
|---|---|---|
| Ahkāf 46/26 | Ve cealnâ lehüm sem'an ve ebsâran ve ef'ideten fe-mâ ağnâ anhüm… | Verildi — işe yaramadı |
| Câsiye 45/23 | Ve hateme alâ sem'ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî ğışâveten | Kapatıldı — mühür ve perde |
| Fussilet 41/20 | Şehide aleyhim sem'uhüm ve ebsâruhüm ve cülûdühüm | Şahitlik etti — üçüncüsü deri |
| Secde 32/9 | Ve ceale leküm … kalîlen mâ teşkürûn | Verildi — şükredilmedi |
| Mü'minûn 23/78 | Ve hüve'llezî enşee lekümü's-sem'a ve'l-ebsâra ve'l-ef'ide | İnşa edildi — kurulmuş |
| Mülk 67/23 | Kul hüve'llezî enşeeküm ve ceale leküm … kalîlen mâ teşkürûn | Verildi — şükredilmedi |
| İsrâ 17/36 | İnne's-sem'a ve'l-basara ve'l-fuâde küllü ülâike kâne anhü mes'ûlâ | Sorumlu tutuldu |
| Nahl 16/78 | Ve ceale leküm … lealleküm teşkürûn | Verildi — şükür umuluyor |
Mü'minûn'de bu ayet ن-ش-أ kökünün sûre içi dağılım tablosunda, İsrâ'de sûrenin yapı tablosunda anılmıştı; Mülk 67/23'te ise üçlünün tekil/çoğul meselesi ayrıntılı işlendi. Oraya dayanıyorum ve tekrarlamıyorum.
Mülk bölümünde kaydedilenlerin özeti şudur: sem' tekil, ebsâr ve ef'ide çoğuldur; en sağlam izah sem'in mastar kalıbında olmasıdır. Sıralama dıştan içe gidiyor: iki toplayıcı, bir işleyici. Ve ef'ide kelimesinin kulûb yerine seçilmesi, verilenin bir organ değil bir kavrayış merkezi olduğunu sezdiriyor.
Öteki yedi geçişte üçlü, tek başına ya da bir sonuç cümlesiyle birlikte anılıyor. Nahl'de ise bir hâl kaydı ile birlikte geliyor: lâ ta'lemûne şey'â — "hiçbir şey bilmez hâlde."
| Öteki geçişler | Nahl 16/78 | |
|---|---|---|
| Üçlüden önce ne var | Bir fiil (ceale, enşee, hateme) | Bir çıkış sahnesi — ahraceküm min butûni ümmehâtiküm |
| Hâl kaydı | (yok) | Lâ ta'lemûne şey'â |
| Kapanış | Kalîlen mâ teşkürûn (32/9, 67/23) — azlık vurgusu | Lealleküm teşkürûn — umut vurgusu |
Bir — üçlü, bir başlangıç noktasından sonra sayılıyor. Öteki ayetlerde araçlar verilmiş olarak anılır; burada verilmeden önceki hâl de söyleniyor: hiçbir şey bilmez hâlde. Yani ayet, sıfırı gösteriyor.
İki — bunun sonucu şudur: üçlü bir donanım olarak değil, bir fark olarak sayılıyor. Bilgisiz çıkan bir varlığa üç kapı veriliyor. Bilginin nereden geldiği, cümlenin iki yarısı arasındaki mesafeyle gösteriliyor.
Üç — kapanış farkı. Secde ve Mülk kalîlen mâ teşkürûn (az şükrediyorsunuz) der — bir kınama. Nahl lealleküm teşkürûn der — bir umut. Ve bu, sûrenin bütünüyle uyumludur: Nahl bir nimet sayımı sûresidir ve sayımın gayesi seksen birinci ayette açıkça söylenecek.
| Ayet | İfade | Ömrün neresi |
|---|---|---|
| 78 | Ahraceküm … lâ ta'lemûne şey'â | Başlangıç — bilgisizlik |
| — | Ve ceale lekümü's-sem'a ve'l-ebsâra ve'l-ef'ide | Ortası — araçlar |
| 70 | Lâ ya'leme ba'de ilmin şey'â | Son — bilginin geri alınması |
Kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre insan ömrünü bilgi ekseninde tarif ediyor ve iki ucunu aynı kelimeyle kapatıyor. Ve ortadaki basamak — üç kapı — tam da bu iki uç arasındaki farkın adıdır.