لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ مَثَلُ ٱلسَّوْءِ وَلِلَّهِ ٱلْمَثَلُ ٱلْأَعْلَىٰ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ · وَلَوْ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِظُلْمِهِم مَّا تَرَكَ عَلَيْهَا مِن دَآبَّةٍ وَلَٰكِن يُؤَخِّرُهُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى · وَيَجْعَلُونَ لِلَّهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ أَلْسِنَتُهُمُ ٱلْكَذِبَ أَنَّ لَهُمُ ٱلْحُسْنَىٰ لَا جَرَمَ أَنَّ لَهُمُ ٱلنَّارَ وَأَنَّهُم مُّفْرَطُونَ
Lillezîne lâ yü'minûne bi'l-âhırati meselü's-sev', ve lillâhi'l-meselü'l-a'lâ, ve hüve'l-azîzü'l-hakîm · Ve lev yüâhızullâhu'n-nâse bi-zulmihim mâ terake aleyhâ min dâbbetin ve lâkin yüahhıruhüm ilâ ecelin müsemmâ · Ve yec'alûne lillâhi mâ yekrahûne ve tesıfü elsinetühümü'l-kezibe enne lehümü'l-hüsnâ, lâ cereme enne lehümü'n-nâre ve ennehüm müfratûn
"Ahirete inanmayanların durumu kötüdür; en yüce sıfat ise Allah'ındır. O üstündür, hikmet sahibidir. · Allah insanları zulümleri yüzünden hemen sorumlu tutsaydı, yeryüzünde tek bir canlı bırakmazdı; fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. · Hoşlanmadıkları şeyi Allah'a yakıştırıyorlar; dilleri de yalan söylüyor: en güzelin kendilerine ait olduğunu. Şüphesiz onlar için ateş vardır ve öne sürülmüşlerdir."
Bu ayet Fâtır (Melâike) 35/45'te neredeyse aynı kelimelerle geçer ve orada sûrenin kapanış ayeti olarak ayrıntılı işlendi. Oraya dayanıyorum. Orada kaydedilenler:
"عَلَىٰ ظَهْرِهَا — 'onun sırtında'. Zamirin mercii ayette söylenmemiş; dilciler bunun yeryüzü olduğunu kaydeder." "Cezanın ertelenmesi anlatılırken kapsam insanla sınırlı tutulmuyor — min dâbbe, yeryüzündeki bütün canlılar." "إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى — adı konmuş bir süreye kadar. Ahkāf 46/3'te ve Zümer 39/42'de aynı terkip işlendi."
| Fâtır 35/45 | Nahl 16/61 | |
|---|---|---|
| Sebep | Bimâ kesebû — kazandıkları yüzünden | Bi-zulmihim — zulümleri yüzünden |
| Zamir | Alâ zahrihâ — "sırtında" | Aleyhâ — "onun üzerinde" |
| Sûredeki yeri | Son ayet — kapanış | Ortada — bir bloğun içinde |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: Fâtır genel bir kazanç kelimesi kullanıyor; Nahl bir sûrenin ortasında, kız çocuğu sahnesinin hemen ardından, kelimeyi daraltıp zulüm diyor. Bağlam, kelimenin seçimini açıklıyor.
Kökün somut anlamı dilcilerce şöyle verilir: öne geçmek, önden gitmek; ve bir şeyi ihmal edip geride bırakmak. Ferat — kervandan önce su bulmaya giden öncü.
| Okuma | Kelime | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Müfratûn (fethalı râ) | Öne sürülmüş, ateşe önden gönderilmiş — ferat resminden |
| 2 | Müfritûn (kesralı râ) | Haddi aşanlar — ifrât kökünden |
| 3 | Müferritûn | İhmal edenler, geride bırakanlar — tefrît kökünden |
Ve birinci okumanın metin içinde bir çekiciliği vardır ve bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: kökün somut resmi (kervanın öncüsü) ile cümlenin konusu (ateşe gidiş) arasında bir ironi kuruluyor — öncü olmak, bu kez bir üstünlük değil.